ANTEP’İN VAROLUŞ MÜCADELESİ

ANTEP’İN  

VAR OLUŞ MÜCADELESİ  A. GESAR

YAYINCILARIN İKİ SÖZÜ 

Amerika Antepliler Milli Derneği 1934 yılında Boston’da kuruldu, New York,  Philadelphia, Troy ve Meksiko City’de şubeleri açıldı. 

Bu dernek iki temel amacı etkin olarak takip etmeyi amaçlamaktadır.  1.- Her yıl Halep Zaveryan Okuluna maddi destek sağlayarak Ermeni çocuklarını  sağlıklı bir şekilde ulasal eğitimlerini sağlamak ve 2.- 1920 deki Antep öz svunmasını  kitaplaştırarak yayınlamak.  

Bu amaca ulaşmak için Derneğimiz Antepli savaşcılarla birlikte çaba sarfederek, bir  birleriyle ilişkili malzemeleri bize sunmalarıyla, temel amacımız olan bu kitap meydana  getirildi. Bu görevi, kişisel görüşmelerle, yazışmalarla ve buna benzer çalışmalardan sonra  yerine getirilerek bu kitap yayına hazırlandı; eğer yararlanılan veya unutulan, gözden  kaçanlar varsa , bu durum bizim sorumluluk alanımızın dışında olmuştur.  

Biz hâla bu kitap için kullanamadığımız bir çok bilginin üzütüsünü yaşamaktayız.  Eğer bu bölümleri kullanmak mümkün olabilseydi bunlar Antep’in genel tarihini ve  gelecek dönemini ilgilendiren küçük bir armağan olabilirdi.  

Derneğimiz kurulduğundan bu yana her yıl Antep’in kahramanlık gününü Nisan  ayında görkemli bir törenle kutlamakta. Bu yıl, Nisan 1945’de, bu mücadelelerin 25. yılı.  Ve bu özel sebep nedeniyle bu kitap hazırlandı.  

AMERİKA ANTEPLİLER MİLLİ DERNEĞİ  

MERKEZ YÖNETİMİ  

ÖNSÖZ  

Bu kitap Amerika Antepliler Derneği yayınıdır.  

Bu dernek, bilgileri zorlu çabalar sonucu, hep birlikte gerekli dökümanları toplayıp  seçerek, temel amacımız olan bu kitap oluşturuldu. Antepli aydınların, oyuncuların,  olaylardaki liderlerin ve görgü tanıklarının gözünden ve bu önemli kişilerin yazdıkları  veya anlattıkları kendi anılarından veya duyup kaydettikleri anılardan yararlanıldı.  Böylece aktarılanların dışında, dağınık belgelerden mümkün olabilenler bir araya  getirilerek bu kitap oluşturuldu; şimdi bu kitap kendi kendini sunuyor.  

Benim dışımda temizlenen ve sınıflandırılan bu çok biçimli işlenmemiş konular ve  yazılar dünyaya bir ışık tutuyor, tarihimizdeki eksikliği dolduran yeni bir sayfa meydana  getirildi. Çabalarımızın kanıtı olan, tarafsız ve dürüstçe verilen “Sezar’ın hakkı Sezara;  Tanrının hakkı Tanrıya” ölçüyü kaçırmaktan veya önemini azımsamadan kaçınarak. Bu  çalışma herhangi bir gölgeleme olmaksızın gerçeklere dayanmaktadır.  

Van’nın, Şebin Karahisar’ın, Urfa’nın ve Baku Sovyetleri’nin kahramanlıkları çok  yazıldı. Bunlara oranla Antepli Ermenilerin baskın Türk kuvvetlerine karşı 1920’de  hayatta kalma mücadelesindeki başarılarına rağmen orada burada dağınık bir biçimde  gazete sayfalarında kaydedilmiş veya aceleyle yayınlananlardı, bunlar yalnız bulanık bir  resim gibi ve bütünü anlatamaz haldeydiler. Zaman, tamamen unutulan tozları alarak  bizim yakın tarihimizi sahiplenme mücadelesi verme, Antep’in silahlı gücü ve ona verilen  yer, onun değerini anlama zamanıdır.  

Bu kitap aşağıdaki kaynaklardan yararlanılarak hazırlandı.  

1. Milli Derneğin toplantı tutanakları.  

2. Askeri Merkezi Kurul’un günlükleri.  

3. Askeri lider Avedis Kalemkeryan’ın hatıratları.  

4. Hagop Karamanukyan’nın mektuplarından askeri lider Adur Levonyan’nın  hatıratları.  

5. Kevork Sıvacıyan’ın hatıratları (çete reisi).  

6. Asduadzadur Güleseryan’nın hatıratları.  

7. Nerses Khana Tavukcuyan’nın anılarından alıntılar.  

8. Levon Levonyan’nın hatıratları.  

9. Hayr Gabriel Kasparyan’nın (Paskal) hatıratları.  

10. Amerikan Koleji müdürü John E. Merrill’in ve onun selefi Başhekim  Lempert’in İngilizce yayınlanan broşürleri.  

11. Drtan Güleseryan’nın hatıratları.  

12. Çete reisi Yakub Danelyan’nın hatıratları.  

13. Sarkis Balabanyan’nın hatıratları.  

14. ARF. Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaksutyun) Antep şubesi toplantı  tutanakları.  

15. Hagop Karamanugyan’nın hatıratları.  

16. Dr. Krikor Sarkisyan’nın hatıratları.  

17. Merkez Yönetimi (Derneğin) tarafından gönderilen anketlerin cevapları.  18. Ve son olarak Halep’te Kevork Barsumyan tarafından dikkatlice toplanan ve  düzenlenen günlükler. 

Burada özellikle Khngh’ni anmak görevim, bu son kişisel ve zorlu çalışmamda  birlikte yerine getirdiğimiz Antep’in Öz Savunma Savaşının temel dökümanlarını ve  büyük çaptaki desteğiyle bu eseri hazırlamam mümkün oldu.  

Bu kitabın 1. bölümünü hazırlamak için Hayr S. Eprigyan’nın “Yerel Sözlük – Pnaçkharhig Pararanen” ve “Hayrenik – Anavatan”, “Bakar – Mücadele” ve diğer  gazetelerde Antepli aydınlar tarafından yazılan çeşitli makalelerden yararlanıldı, bunlar  Papken Gatoğigos, A. Nazar, Z . Nalbantyan, Dr. L. Dağlıyan, K . Bağdasaryan ve  diğerleri.  

Antep savaşında katılan kişilerin ve evrelerinden sonradan haberdar olanların,  sürgünden Antep’e geri dönen Ermeni kalıntılarının aynı görüşteki muhteşem ruh  halinden, örgütlenme yeteneğinden ve savaşçıların sarsılmaz sonsuz iradelerinden, her  Ermeni bunun için övünç duymalıdır.  

Bu hakkaniyetli gurur tüm Ermenilere bu kitap ile bildirildi.  

1945, New York A. GESAR    

1  

1915  

SÜRGÜNDEN ÖNCE  

Antep, Halep vilayetinin aynı adlı kazasıdır, tepelik bir coğrafyada deniz  seviyesinden 1500 feet yüksektedir. Halep ve Maraş arasında, doğuya doğru küçük bir  kavşak noktasından sonra ana yola bağlanır. Doğudan batıya doğru uzanan üç tepe üzerine  kurulu ve her tarafı geniş alana yayılmış bahçelerle, ağaçlıklarla çevrili, güzel doğası,  mükemmel iklimi ve bol suyu Halep’i bile kıskandırır. Taş evleri genellikle iki katlı ve  beyaz, sokakları geniş ve düzenli çoğuda taş kaplamalıdır. Suyu Sacur’dan özel bir kanalla  çeşmelere gelir. Sacur kentin batısında yaklaşık üç saatlik bir mesafededir. Sacur “Osna on – dere” ve “Ğarğay çayı” ile birleşip Antep’i boydan boya geçerek doğuya doğru akar ve  Fırat’a dökülür.  

Antep’in çok eski tarihi bilinmiyor. Bazı coğrafyacılar “Toroslardaki Antioch”  olduğunu ileri sürüyor. Büyük İskender’in ölümünden sonra “ Epradat” egemenliğinden  ayrılıp “Selevgyan” Büyük Dikran tüm Kilikyayı ve Asorik’i elegeçirdiğinde kısa bir süre  Ermeni egemenliğine giriyor. Selevgyan Krallığı sona erdikten 18 sene sonra Bombeos  Rumkaleye yeniden egemen oldu. (N.K. 64)  

7. yüz yılda Arapların Antep’i almasıyla doğu imparatorluğunun eline geçti. Ve  Haçlılar zamanında Kilikya ve çevresindeki kale şehirler Hristiyanlara sığınak oldu. O  dönemin tarihçilerinden Urfalı Madteos ve Suriyeli Mikayel “ Şanlı ve Büyük Antap”  olarak anarak onu meşhur edmişlerdi. 1152 de Nureddin kenti ele geçirdi, 1182 de  Salaheddin zamanında art arda Mısırlı sultanların ve yabancı prensler ele geçirdiler.  

Kilikya Ermeni Krallığı döneminde 1266 da 1. Hetum iki defa Antep’e saldırdı,  fakat ele geçirmeyi başaramadı. (Arap tarihçilerinin yazdıklarına göre.) Bu karşılık Smpad  (Fransız) tarihçiler Antep civarındaki bazı kalelerin Kilikyalıların eline geçtiğini yazarlar.  

14. yüz yılın başlarında Abdulfeda Antep’i büyük ve güzel bir şehir, kayadan ve ele  gerilemez kalesi, büyük pazarı, bol suyu ve geniş bahçeleri olan bir kent olarak anlatıyor.  1404 de Antep, Aksak Timur tarafından yağmalanıp yıkıldı, ve 1480 de Sultan Kattibay  kaleyi yeniden yaptırdı. Fakat 1822 depreminde yeniden yıkıldı.  

16. yüzyılın başlarında Osmanlılar bu bölgede görünmeye başlıyorlar. 1516 yılında  burada hüküm süren Sultan Kamsu Gavri’ye karşı Sultan Selim galip geldi. Mısırlılar 19  yüz yılda Kilikyayı ve Kuzey Suriye’yi İbrahim Paşanın saldırısıyla Osmanlı Türklerinden  aldılar, fakat yabancı ülkelerin müdahalesi ve dayatmalarıyla buraları bırakıp ayrıldığında  Türklerin hakimiyetine yeniden girdi.  

II  

ERMENİLERİN ANTEP’İ  

Yeni şekliyle Antep. Antep’in ortaçağ Ermeni ruhuyla şekli. Göz önüne almak  gerekir ki Ermenistanda veya Erzurum bölgesinde, Bayazıd taşrasında da Antap diye  anılan bir bölge vardı.  

Ermenilerin tarihine bakacak olursak, hemen hemen hiç Antep adıyla anılan bir  yer bulunmaz. Kilikya Ermeni Krallığı döneminde buralarda Ermeni nüfusu gelişti. Arap  ve Selçuklu akınları sonucunda Ermeni soylularının ve Ermeni halkının büyük bir  bölümü Ermenistandan Kilikyaya göç etti ve bu göç yolu üzerinde Ermeni Antep’i doğdu.  Kilikya Ermeni Krallığı döneminde Avrupalı Haçlı orduları da geniş bir alana yayılmıştı;  bunlar Dülük, Rumkale, Birecik, Urfa onların bulundukları Hristiyan şehirleriydi. Buralar  Haçlı kontlukları ve yönetimleri altındaydı. Ermeniler bu şehirlerde nüfusun büyük  çoğunluğunu oluşturuyorlardı. Dzivk, Dülük, Rumkale bizim kilise tarihimizde önemli ve  parlak bir yere sahiptir, ve Antep, onlara çok yakın bir noktada olmasına rağmen yine de  ayrı anmak gerekir, fakat bu bölgenin içindedir.  

Antep her ne kadar Ermenilerin kökenlerinin bulunduğu bir yer değilse de, aynı  durum Türkler için de geçerlidir. İlk zamanlardan beri, Kilikya Ermeni Krallığının  kurulmasından çok önce Ermeni şehridir. Ermenileri Kilikya ve Mısır’ı da içine alan geniş  coğrafyada tüccarlık yapmışlardır. Gatağigos 1. Khaçik (872-922) batıdaki bu çok sayıda  taşra kentleri için piskopaslar kutsamış ve göndermiştir, Ermeni kiliselerinin yönetiminin  ayrılması için göçmenlerin buralara gönderilmesini örgütlemiştir. Bunlardan sonra gelen  Davroslu Rupenyan ortaya çıkarak şöhret kazanmıştır.  

Bu dönemde Antep civarında 300 kadar Ermeni Hristiyan köyü vardı. Arap ve  özellikle Türk İslam istilacıları baskısı altında o zamanlar bir çok Ermeni İslamlaştırıldı.  Türklerin zulüm ve baskıları o kadar yoğunlaştı ki Ermenice konuşan Antep gitgide  Türkçe konuşmaya başladı. Antep’de Ermeniceye son darbeyi Yeniçerler vurdu. Ermeni  lisanıyla konuşanlar hemen hemen hiç kalmadı. 1800’ lerde Türkçe konuşanlar zaten  egemen olmuşlardı.  

13. yüz yıla kadar Antep ve çevresinin yönetiminde ve gelişiminde sürekli Ermeni  izi vardı ve neredeyse bunlar anılarda bile kalmamıştır. Eski kilisenin duvarındaki  Khaçkar veya kilisenin tamiredilmesi için 1646 tarihli anlaşmadan öteye geçmemiştir.  Türk mahallerinde yalnız eski günlerden bir cami, büyük olasılıkla buradaki ilk kilise. O,  Ermenilerin Aziz Yeğia olarak adlandırdıkları yer değil mi, ve yılda bir defa Aziz Yeğia  bayramında oraya giderek adak adarlardı.  

Antep’in çevreside eski günlerdeki Ermeni yerleşimleri ve köylerin adları,  Garcgan, Mazmahor – Bazmahor, Bedirkent – Bedros köy, Kilisecik, Cağud, Vartanıs,  Tilbaşar yakınındaki bu köy Ermiş Vasili ve Hırsız Vasilinin anısa adlandırılmış; Kilikyalı  Ermeni tarihçiler ve uzmanlara göre Hırsız Vasili savaşçı birisiydi. Orul da S. Asdovadz azin Kilisesindeki Haysmavurp (Kitabe) el yazmalarında o günlerden kalma “ Eğlenin  Şişman S, Kilise Piskoposu, Rahibi, Miantsatsı, Diyakozu, Okulu ve dindar halkı”, bu  bölgede her zaman çok sayıda Ermeni yaşadığını gösteren bir işarettir. Orul  yakınlarındaki bir tepede bulunan Aziz Tovnas adına yapılan ziyaret yerinin mülkiyeti 

konusunda köyün İslamlarıyla Ermenileri arasında tartışma konusudur. Alişan ve Papke  Gatoğigos’a göre araştırmalar Antep ve Maraş arasında büyük şatoların bulunduğunu  belirtiyorlar.  

Antep 14. ve 15. yüzyılda tamamen bir İslam kenti oldu. Ermeniler din değiştirerek  veya Türkleşerek kaldılar.Hala Türkçede Ermeniceden kalan kelimeler bulunmakta; ortut  – kesilmiş asma dalı, hedig – kaynatılmış buğday. Eskiden Türklerin kendilerine özgü bir  meslek vardı , onun Ermenice adı mazmanutyun (?). O zamanlar Türk aileler, bir kadını  lanetleyip kovduğunda iki kadın alırdı. Paskalya günü Türkler büyük kalabalıklar halinde  Ermeni kilisesini ziyaret gitmeyi, okunan İncil’i dinlemeyi ve ibadete katılmayı, Hristiyan  mezarlığını ziyaret edip dua etmeyi alışkanlık haline getirmişlerdi, diğer zamanlarda İncil  okunurken saygı ile dinliyorlardı. O zamanlarda yarı İslamlaşmış olarak anılan, günah  çıkartığını bildiren kentin gizli Hristiyan sakinleriydi bunlar. Yarı İslamlaştırılmış bir  topluluk olarak da Rumkale de Cibin olarak anılan köydür. Bütün bu kanıtlar bu bölgede  yoğun bir İslamlaştırılmış Ermeni varlığını ve Türkçeyi zorla kabul ettiklerini gösteriyor.  

Antep’in bir adım ötesinde Fırat nehri ve üç tarafı Fırat ile çevrilmiş, kolonlar  üzerinde yükselen tarihi kale, bazı zamanlar piskoposluk ikametgahı, bazan başkent,  bizim patrikliğimiz olan Rumkale. Bizim için ölümsüz olan Nerses Şnorhalin orada 1172  yılında vefat etti.  

Antep Ermenileri her zaman yeni gelen göçmenleri ya değiştirirler veya  kendilerine benzetilerdi. Ermenistan ve İran Ermenistanından gelip yerleşenler. Şah 1.  Abbas zamanında gelen göçmenler, yaşlı insanlardan duyulan anlatılan gelenekleriyle hala  unutulmadı. Hatta son günlere kadar Sivas’tan, Gürün’den, Aşod’dan, Harput’tan,  Arapkirden ve diğer yerlerden Antep’e kafileler halinde geliyorlardı.Sasunlular en  meşhurlarıydı. Sasunlu değirmenci ve fırıncıların Antep’deki değirmenci ve fırıncı  ailelerin ataları sayılırlar ve onlar mertlikleri ve güçlü kuvvetli olmalarıyla ünlüydüler.  Antep, kazancı bol ve yerel el sanatları şehridir; Ermenistanda ve Anadoluda, Ermeni  ticaretini temsil eden merkezdi, buraya tek başına veya ailesi ile gelenler, geldiği yerden  daha rahat bir hayat yaşardı.  

Ermeni kilise tarihinde Antep’ten öne çıkanlar: 1) Hovhannes 3. Pareparoy,  Kilikya Gatoğigosu (1602 – 1621). O dönem tarihçileri hakkında bir şey yazmamış. 2)  Yeğiazar, Echmiadzin Gatoğigosu ( 1672 – 1691 ). 3) 2. Bedros Kütür, Echmiadzin  Gatoğigosu 1748, aynı zamanda Rumkaleli olarak anılır. 4) Aşçıyan Hovsep, diyakoz,  Birleşik Kudüs , bu eser 1842 yılında Lampronatsi komunyonunda yorumlanıp yayınlandı.  Antep’te yeni bir episkoposluk binası yaptırdı. 5) Bizim zamanımızda Papken Güleseryan,  Kilikya yardımcı Gatağigosu.  

Birinci Dünya Savaşından önce Antep nüfusu yaklaşık 80,000 kişiydi, bunların  çoğunluğu Türk İslam, 35,000 Ermeni, bunların 4,000 kadarı Protestan, 400 kadarı da  Katolikti. Antep’in köylerindeki nüfusun hemen hemen tamamı İslam olan Türk, Kürt ve  Arap halkları yaşardı. Sadece bir köyde, Orul’da yaklaşık 40 – 50 hane yerli Ermeni  yaşardı.  

III  

BİR TİCARET MERKEZİ  

Antep önemli bir ticaret merkeziydi, ve yerel el ürünleri Halep’ten sonra  zenginlikte birinci sıradaydı. Ticari ilişkisinin büyük çoğunluğu Halep ile olmasına  rağmen Beyrut, İzmir, İskenderiye ve İstanbul ile doğrudan ticari bağlantıları vardı.  

Orta çağda ve geç Ermenistan döneminde buraya Ermeni tüccarların geldiği tesbit  edilmiştir; onların bu bölgede ticaretin artmasına ve mesleklerin gelişmesine büyük  katkıları olmuştur. Onlar, yerli Ermenilerin gelişiminde büyük katkıda bulunmuşlardır.  

Başlıca ticari ürünleri ve sattıkları ürünler; mutfak araçları, tütün, fıstık, kuru  üzüm, mazı, cehri, mahmude otu (bin göz otu), yün, keçi kılı, pamuklu dokumalar. El  yapımı olarak üretilen ünlü rakı ve zeytin yağı. Dışarıdan aldığı ürünler; kahve, şeker,  petrol ürünleri, demir cevheri, bakır, kalay, cam, kumaş, çuha, ipek, gazyağı, manusa  üretiminde kullanılan renkli pamuk ipliği ve diğerleri.  

Antep’te yoğun olarak yapılan meslekler:dericilik, dokumacılık, kuyumculuk,  dokumacılık, demircilik, nalbantlık, boyacılık, basmacılık (bu meslek 19 yüz yılın ikinci  yarısından itibaren Avrupadan gelen basmalar nedeniyle yoğunluğunu kaybetti),  bakırcılık, gümüşçülük, ayakkabıcılık, nakışcılık. Fakat en önemli meslek olarak manusa  ve alaca dokumacılığı yer alırdı. Önceleri Antep’te en çok 150 – 200 dokuma tezgahı  vardı, manusa dokumacılığıyla birlekte tezgah sayısı iki binden fazla olmuştu.  

1900 yılında şehirde 36 camii, 57 mescit, 21 medrese, 4 tekke, 5 kilise, 1 sinagog, 13  hamam, 31 han, 30 fırın, 45 boyahane, 1 tabakhane, 11 değirmen, 8 meyhane, 5 masmana  (sabun fabrikası), 2,300 dükkan ve 3,800 tezgah (manusa ve çuha) vardı.  

Antepli girişimci, tasarruf eden ve gözü açıktır. Mesleklerinde ve ticaretlerinde  ortaya yeni çıkanı alma yetenekleriyle ünlüdürler.  

IV  

BİR EĞİTİM MERKEZİ  

Antep Kilikyanın ve Küçük Ermenistan’nın Atina’sı olarak ün salmıştı. Bu şöhretin  büyüklüğü 1876 yılında misyonerler tarafından kurukan Merkezi Türkiye Koleji ile daha  da sağlamlaştı. Buraya çevre illerden ve Anadolunun her tarafından, Kayser ve Sivas  çevresinden yüksek öğrenim yapmak için başvururlardı. Burası bölgenin sadece eğitim  merkezi değil, Ermenilik ruhunun belkemiğiydi. Ermenice egitim, Ermenilere ilk ve orta  okullarda verilmeye başlandı, buralarda öğrenim görenlere Ermenice, Ermeni tarihi temel  dersler olarak veriliyordu.  

1860’a kadar Antep’te Ermeniler Ermenice okuyup yazmayı öğrenmenin oldulça  zor olduğu görüşündeydiler, 1915’e gelindiğinde Ermeniler 40 yıldan beri halkın geneli ve  aileler de kendi dillerine dönmüşlerdi. Bu bakış açısı ve etkinlik bütün Ermeni okulların da yerine getirildi  

Eğitim işinin gelişimi 19. yüz yılın ikinci yarısından sonra başladı. Bu alanda en  belirgin rolü Agınlı Hovhannes Kürkçüyan yerine getirdi.  

1867 yılında Vartanyan okulu bir derneğin girişimiyle kuruldu, ve 1875 yılında  başka bir derneğin çabalarıyla Atenagan okulu kuruldu; bunlar birbirlerine benzer  amaçları olan derneklerdi, bu iki derneğin birbirleriyle olan rekabetleri sayesinde eğitim  kaliteleri artmıştı. Vartanyan okulunun binaları hayır sever işadamı Kalusd Ğazaryan  tarafından yaptırılmıştı.  

Meraklısına not; 1866 yılında bu eğitim kurumu tarafından onbeş günde bir  Ermenice ve Türkçe dillerinde bir dergi yayınlanmaya başlamıştı. Bunlardan önce 1858  yılında Tankaran Derneği, 1863 yılında Usumnasirats (Eğitimseverler) Derneği  kurulmuştu. Usumnasirats Derneğinde milli ruha sahip gençler bir araya geldiler ve bu  eğitim kurumunu milliyetçi ve ilerici fikirlerin gelişmesini sağladılar.  

Bu özel erkek okullarından ayrı olarak Lusavorçagan (Aydınlanmacı) Ermeniler adı  altında bir araya gelerek bir enstitü oluşturuldu, onlar Vartanyan ve Atenagan dernekleri  tarafından desteklendiler. Bu iki okulun Antep’te aydın bir nesil yetişmesinde büyük  katkıları oldu.  

Aydınlanmacılar (Lusavorçaganlar) Derneğinin girişimiyle planı saray mimarı  Sarkis Balyan tarafından çizilen muhteşem Meryan Ana Kilisesi 20 yılda inşa edildi. İnşat  işleri Sarkis Kadehçiyan Usta başkanlığında yapılan bu kilisenin yapımı süresinde Niğogos  Ağa Nazaretyan işleri kontrol etti.  

Protestan Ermenilerin üç kilisesi, Angelikanların bir şapeli, Katoliklerin bir kilisesi  ve Latinlerin bir manastırı vardı.  

1876 yılında günüzdeki özel Haygazyan Kolejlerine benzer Sanuts Mesrobyan  Koleji kuruldu; fakat sadece birkaç yıl eğitim verebildi.  

Protestanlar da kiliselerinin yanında kendi okullarını kurdular, bu okullar Ermeni  aydınlanmasında çocukların eğitim almasını sağladı. Bu okullar misyonerlerin eğitim  ilkelerini benimsemişlerdi; yani daha çok dini ve ahlaki eğitim veriliyordu, Ermeni  harfleriyle Türkçe basılan ders kitapları milli ruhun gelişmesini sağlıyordu. 90’lı yıllardan  sonra gençler arasındaki Evangelist bilincin gelişmesi bu durumu değiştirmekte başarılı  oldu. Merkezi Türkiye Kolejinde de aynı ruh hali hakimdi; hatta bu kurumdaki öğrenciler 

10 

baştan sona Ermeniydi. Antep nüfusunun büyük çoğunluğu Türk olmasına rağmen bir iki  Türk öğrenci bu kolejde okumak istedi, onlar da belirli kurallar doğrultusunda bu koleje  katılabildiler.  

Antep Ermenileri kız çocuklarının eğitimini ihmal etmemişlerdi. 1877 yılında  kızlar için ilk düzenli milli okul olan Hayganuşyan Okulu kuruldu ve 1915 yılına kadar 38  yıl kesintisiz Ermenilere hizmet etti  

Milli eğitim konusunda düşünülen bir fikir olan Kilikya Koleji yapılarak 1912  yılında açıldı. Amerikada eğitim gören Armenag Çamiçyan bu kurumda hizmet etmek  için Antep’e gelerek bu kurumda çalışmaya başladı. Ve bu kurum yakında başlayacak  savaşta şehit olacaktı.  

Savaş öncesi Antep’te okul sayısı 40-45 civarındaydı. Bunlardan Amerikan  kolejinin ve Ermeni (Kilikya) kolejinin yatılı bölümleri vardı, iki tane erkek öğrenciler  için lise, iki tane de kız öğrenciler için yüksek okul (partsakoy) vardı; bunlar  misyonerlerin yönetimdeydi.  

Şehirde iki tane hastahane vardı, biri Amerikan, diğeri Türk; iki yetimhane vardı  biri Hallaçyan, diğeri Amerikan Mardin.  

Antep’teki eğim ve öğretimde ünlü kişiler; en ünlüsü Prof. Alexan Bezciyan (büyük  bilim adamı ve öğretmen); Prof. S. Levonyan (kıyımda şehit edildi); Prof. J. Krikoryan  (Avedapar’ın yazarı); Prof. Zenop Bezciyan (Ermeni protestan kilisesinin milletbaşı); M.G.  Papazyan (hatip ve eğitimci); Vahan Kürkçüyan (eğitimci, yazar, halk işleri); A. Nazar  (halkçı ve politikacı); Hagop Bekaryan (Atenagan’da öğretmen ve eğitim tutkulusu).    

11 

V  

“CEMAATİMLE BİRLİKTE VEYA ASLA”  

Antepliler milli bağımsızlık konusunda da ilgisiz değillerdi.Onların bu konuya  ilgilerinin uyanması 1877 yılındaki Rus – Türk savaşı dönemine ve belkide çok daha  öncesindedir. 90’lı yıllarda bu bölgede dikkat çekiçi olaylar olmaktaydı, 1895 yılındaki  Zeytun olayında danışmanlıklardan bir kısmı Antepliydi. Ve hatta orada Antepliler  savaşmıştı, Bilemciyan Kırçıl, Ohanyan Hagop, Tabakyan Artuş, Kazancıyan Nerses ve  Tahtacı Setig’in oğlu Hagopcan Zeytunda çarpışmalarına katılanlardandı ve son ikisi orada  şehit olmuşlardı.  

1895 yılında yaşanan toplu kıyımlarda Antep kendilerini korumayı öğrenmiş  olmalarından dolayı Antep oldukça az kayıp vermesi anmaya değer. Genel bakış açısına  göre, belirgin olayların aşamaları kıyımdan sonra kentin Ermeni aydın ve ünlü kişilerinin  bir kısmı tutuklanarak Halep’e gönderilip hapsedildi. Bunlar olurken Yıldız Sarayına  Hamit’e gönderilen telgrafta “ Bizim gördüğümüz zulümü Timurlenk ve Cengiz Han  zamanında dahi bu topraklarda yaşayanlar görmemiştir.” Yazıyordu. Hamid cevap olarak  “Onlar hakim karararıyla tutuklandı, yine onun vereceği karara göre serbest kalabilirler.”  

1909 Kilikya soykırımında da Antep olaylardan birlik olarak ve kendi kendilerini  koruyarak uzak kalmayı başardı.  

1908 yılında Osmanlı sınırları içinde anayasadan sonra milli hayatta yeni bir  döneme girildi. Ermeniceye karşı sevgi ve istekde, vatanseverlik ve örgütlenmede,  milliyetçiliğe ilgide büyük artış oldu. Gençler ayrı ayrı ve örgütlenerek Türkçenin  kullanımına karşı şiddetli tasarılar geliştirdi. Siyasi partiler cesurca örgütlenerek  toplantılar düzenlediler. Spor, silahlı eğitimin yerine geçti. Muhafazakarlık kesinlikle  güçlenmişti, fakat ağırlıklı olarak Taşnaksutyun önderliğinde gençler başarılı çalışmalar  yapıyorlardı. Bu arada Hınçaklar ve diğer akımlar da çalışmalar yapıyorlardı.  

Hamit dönemindeki Antep’in yerini, devrimci parti ocakları almıştı, gizli  toplantılara, devrimci edebiyat okumalarına, dağlarda askeri eğitimlere, kulüplere,  toplantı salonlarına ve diğer etkinliklere gençler severek katılıyorlardı.  

Eğitim severler (Usumnasirats) çatısı altında toplanan Evangelik Ermeni gençlerin  etkinliklerine baktığımızda dürüstlük ve gelişen ortamdaki ilerici fikirlerle beslenerek,  devrimci yöntemlerle kaynaşan gençlerdi; bunlar silahlı mücadele ve propaganda  çalışmalarında emek harcıyorlar, yeni ve milliyetçi ruhun gelişimi Antep’te bu kuşağın  elinde gelişti.  

O günlerde oluşan ruh halinin görünümüne bakalım.  

Ermeni Katolik Rahip Vartan, önder, iyilik sever, gayretli bir vatan severdi. 1914  yılında gençler için kurulan Ermenice kursuna ilk destek Rahip Vartan’dan gelmişti ve  “Ermeni, Ermenice konuşmakla olunur” demişti. O bir milliyetçiydi ve fikirlerine saygı  duyulurdu.  

1915 sürgününde Rahip Vartan ve Ermeni Katolik cemaatından 60 kişi Der Zor  veya Res’ül Ayn’e gönderilmek üzere Akçakoyunlu tren istasyonuna getirildiler. Burada  bir subay ona destek oldu ve Halep veya başka bir yere gitmesi için Rahip Vartan’ı serbest 

12 

bıraktı. Fakat Rahip Vartan bu durumda “Cemaatimle birlikte veya asla! ”dedi. Ve  cemaatıyla birlikte şehit oldu.  

Sahip olduğumuz bu ruh haliyle, Antep’te sıra bizlere gelene kadar mücadele ettik.  O, şehrimizde kendisini izleyen kahramanlardan biriydi, O, Ermeni tarihinin en korkunç  döneminde silahlı Türklere karşı gelmeye cüret eden birisiydi. Sovyetler, Urfa, Şebin  Karahisar, Baku ve Van yakınlarından gelenlerin mücadeleleri, Antep gibi taktire  şayandır.  

VI  

1915  

Yüz yıllardır doğuda vahşet fırtınaları estiren Türkler, I. Dünya Savaşını fırsat  olarak görmüşlerdi. Ölümcül, sıcak ve kuru rüzgar esmaye başlamıştı ve Ermenistandaki  Ermenileri kökünden söküp attı; kimse onları kurtarmadı. İttihak ve Terakki Partisi o  dönemde Osmanlı İmparatorluğuna hakim durumdaydı, tasarıları Ermenileri başlarından  atmaktı.  

Ve şimdi sürmek, hapsetmek, idam etmekten daha beter felaketler gelmişti ve  bütün millet Mezapotamya ve Suriye çöllerine sürgün ediliyordu. Ölüm ve yıkım, göz yaşı  ve kan. Ermeni dünyası, özellikle Kilikyada ve Küçük Asyada yaşanılan bütün yerleşim  yerleri terk edilmiş ve harap olmuştu.  

 Antep’te ilk önce aydınlanmacılar (lusavorçaganar), sonra da diğer cemaatten  olanlar Der Zor ve Suriye çöllerine sürüldüler. Açlık, işkence, soygun ve salgın hastalıklar.  Sürgüne gönderilenlerden sadece bir avuç insan hayatta kaldığında kurtuluş çanı sonunda  çalmıştı. Kana susamış Osmanlı yenilmişti, müttefik büyük devletler zafer kazanmıştı,  mütarekeden sonra umut ve özgürlük adına yeni dönem başlamıştı.  

13 

II  

SAVAŞ ÖNCESİ   

1  

ŞEHRİN DURUMU  

Antep şehrinin bir ayağı A diğer ayağı V dedir. A tepesi batı ucundadır. V ve A  noktalarının ortasından bir çizgi çektiğimizde hattın aşağısında kalan bölümde Türker  otururlardı ve hattı üstündeki üçgende de Ermeniler otururlardı.  

Bu üçgenin içinde iki tepe vardır, Tepe Başı ve birici tarafta Kayacık. Üçüncü tepe  Türklerin oturduğu Kürt Tepedir. İç kale, Kürt Tepenin kuzeyindedir. A hattında güney den kuzeye doğru şehri enlemesine kesen uzun bir cadde vardır, bu yol çarpışmaların  olduğu dönemde iki taraf arasındaki sınırı oluştururdu. Şehirin batısında, güney ve doğu  tarafında tepeler vardır, bunlar batıda Kolej Tepe, güneyde Mardin Yetimhanesi tepesi,  Sarımsak Tepe, doğuda Salavad Yokuşu, kuzey doğuda Çık Sorut. Ve kuzey tarafında  oldukça geniş alanı kapsayan bu bölgede şehri boydan boya geçerek uzaklara doğru akan,  Kale yakınılarıda şehre giren Alleben Deresi.  

Tepe Başı tepesinin üzerindeki yapılar, kolejin karşısında Türk Hastahanesi (Sarı  Hastahane) vardı. Aynı tepenin doğu tarafında Kız Koleji ve Amerikan Hastanesi, şehrin  en yüksek binasıdır.  

Bütün ticaret merkezi Türk tarafındaydı, burada büyük pazar, hükümet konağı gibi  yerler vardı.  

II  

İNGİLİZ İŞGAL DÖNEMİ  

Mütarekeden sonra 11 Aralık 1918 günü İngilizler ilk defa birkaç subayla Antep’e  ayak basmıştı, birkaç gün sonra da ordusu kısım kısım gelerek Amerikan Kolejine  yerleşmişti.  

İngiliz işgalinde geri dönüşler oldu, sakinlik ve düzen bölgede yeniden sağlandı, ne  yazık ki kısa sürdü. İşgal ordusu komutanı hareketli ve heyecanlı etkinlerler sergiledi;  örneğin 1919 Ocak ayında, Halep’ten bir Ermeni ve az sonra bir Türk köylüsü Antep’in  biraz uzağında bir birinin arkasından haydutlar tarafından soyulurlar. İngilizler hemen  olayın olduğu yere giderek haydutlardan ikisini öldürürler fakat diğerleri kaçar. 23 Ocak  günü İngiliz subayları ve askerleri aniden hükümet konağına gelerek buradaki bir çok  evraka el koyarlar ve bunların Ermenilere yapılan işkencelerle ilgisi olduğunu düşünerek  Mısır’a gönderirler, bunlar, bu belgelerden yararlanarak İttihakçıları tutuklamak istemek teydiler.  

Ermeniler sevinçliydiler. Türklerin başı yerde, yenik düşmüş, gururları kırılmıştı.  Ermeniler geri döndükleri için memnundular, eski alacaklarını tahsil etmek için acele  ediyorlardı ve bin bir türlü sahtekarlıkla karşılaşıyorlardı. İngilizler kaçmaya çalışanları  zorluklarla, aracılar kullanarak ikna ettiler. Hatta referandum denemesi yapıldı; bundan 

15 

böyle bölgede İngiliz egemenliğine tabi olma arzusu duyuruldu; Türkiye’yi savaşa  sokanlar ve bu belaları başalarına musallat eden Türk liderler lanetlendi.  İngiliz işgal döneminde Suriye ve civar yerlere sürgün edilen Ermenilerden arta  kalanlar Antep’e geri geldiler. Geri dönen Ermeniler yaklaşık 20,000-22,000 kişiydi;  bunların 12,000 yerli ve yakın bölgelerden sığınmacılardı, 8,000 kişisi de çoğunluğu  Sivaslı olan sığınmacılardı. Sürgün edilen yaklaşık 20,000 Ermeni şehit olmuştu.  Neşe, heyecan, milletin yeniden doğuşu; büyük gün Ermeni kilisesinin çanı 1919  Doğum gününde ilk defa yeniden çaldı. Birçoklarının hatıralarında hala tazeliğini  koruyan kolej müdürü Dr. Merill’in vaazı “ Belaları geride bıraktığımızda mutluluk da  bize yaraşır.” Ve bu sözleri inançlı Anteplilerin yaralı yüreklerine işleyerek, göz yaşları ile  dinlediler.  

Ve Ermenilerin kendilerine özgü yaratıcı, barışsever (sakin), hatta kolay affeder  yapısıyla birleşerek çalıştılar, ter döküp kuvvetle çalışarak yıkılan ocaklarını yeniden  yaptılar, tarla ve mülklerini şenlendirdiler, bağ ve bahçelerine, ticaret ve mesleklerine  dört elle sarıldılar, 1915’te geride bıraktıkları müreffeh ekonomik durumlarını yeniden  yarattılar. Ermeni yapıcılar kısa zamanda Antep’i yeniden inşaa ettiler. Harab olmuş  evlerini yeniden yaptılar, dükkanlarını yeniden açıp mesleklerini ve ticaretlerini yeniden  canlandırdılar ve hayatları inanılmaz bir şekilde yeniden çiçek açtı (canlandı).  

Fakat bu balayı kısa sürecekti. 28 Şubatta Halep’te zaten katliam yapılmıştı.  İngilizler bir bildiri yayınlayarak Antep’in işgal altında olduğu ve savaş gereçleri ve  mühimmatlarının onların emrine teslim edilmesini ilan ettiler. 2 Mart günü hafta başında  bütün dükkanlar kapatıldı, İngilizler durumu şehir içinde dolaşan zırhlı arabalarla ve yer  yer nöbetçiler yerleştirerek denetledi. Aynı zamanda bir kısım silahı toplamayı başardılar,  gerçi büyük çoğunluğu köhne ve işe yaramaz durumdaydı.  

İngilizlerin katı tutumu Ermenilere güven veriyordu. Onların yardımlarıyla Türk  evlerindeki çocuklar ve kızlar geri alındı, yetimler toplandı, okullar yeniden açıldı ve  Milli Dernek hayat buldu; bu dernek gelecekte Ermeni toplumunun yaşamında çok  önemli etkileri olacaktı.  

Yazık! Yalnız bu dönem çok uzun sürmedi. Şimdiden Kemalist kışkırtma  Türkiyenin her tarafına yayılmıştı. Yenilmiş olan Türkler yaralı bir yılan gibi kendi  yarasının tedavisini yapıyordu, yeni zehirli hareketler yayıyordu. Ve Antep Türkleri de  yavaş yavaş onlardan cesaret almaya başlamıştı.  

Yaz sonunda ulaşan haberlere göre Kilikya bölgesindeki mutasarıf ve  kaymakamların tamamı Antep ile Maraş arasında Bağdin adında bir köyde toplanmışlar.  Ermeniler bütün olanları İngilizlerden öğrenmişlerdi, fakat boşunaydı. Avrupalıların  düzenbaz diplomatik oyunları ve rekabetleri çoktan işlemeye başlamıştı. Ve sonbaharda  aniden, İngilizler işgalden vazgeçerek şehirden ayrılacakları bilgisi geldi. Dünkü kısa  sevinç ve güven duygusundan sonra Ermeniler mihnet (zihinsel acı) içindeydi.  

Fakat kimse askeri önderliği, öz savunmayı, yalnız Türklerle birlikte askeri  koşulları konuşmayı düşünmüyordu. Ve şimdi silah aramaya başlanmıştı. Hiç kimse  Avrupanın bu defa da insafsızca, hayatta kalan Ermenileri Antep’te bırakıp gidebileceğini  düşünmüyordu, ama katı önyargılar şiddetliydi, gelecek belirsiz ve iç karartıcıydı. Silahtan  yoksun, savunmasız, Mezapotamya çöllerinde hayatta kaldıktan sonra Antep’te, kendi  ocaklarında katledilemezlerdi. 

16 

5 Kasım günü birkaç Fransız subayı ve askeri Antep’e geldi, birkaç gün sonra da  200 kişilik askeri birlik geldi; bunlar Türk Sarı Hastanesine yerleştiler. Fransız bayrağının  gözükmesi Ermenileri heyecanlandırarak bir süreliğine sakinleştirdi, fakat sadece kısa bir  süre için. 11 Kasımda İngiliz kuvvetleri komutanı Binbaşı Mils şehiri Fransız Albay Flye  Saint Marie’ye teslim ederek ayrıldı.  

İngilizlerle birlikte Ermenilerin koruyucusu (güvenliği) uzaklaştı ve bunalımlı  savaş dönemi başladı.  

Kasım başında Antep’e gelen 200 kişilik Fransız askeri birliğinin çoğunluğunu 3.  Ermeni Lejyonundaki Ermeni gençler oluşturuyordu.  

III  

FRANSIZ İŞGAL DÖNEMİ  

Fransız askerlerinin bıraktığı en kötü izlenim çok az olmalarıydı, kötü erzak  sağladılar, destekleri ihtiyatlıydı. İngilizlerle kıyaslanamazdı, onların hepsi de atlı  süvariydi. Albay Flye Saint Marie askeri toplantıda yaptığı konuşmasında belirttiği gibi  “Fransız bayrağı altında barış, ayrım göstermeksizin, ayrımcılık yapmadan ve adaletli  olacak.”. “Fransız bayrağı altında!” açıklaması Türkler arasında homurdanıp, yakınmaya ve  mutsuzluklarını açığa çıkartmıştı, onlar aynı zamanda Fransız askerlerinin büyük  kısmının Ermeni savaşcılardan olmasından şikayetçiydiler.  

23 Kasımda Türkler büyük bir miting yapmaya yeltendiler ve düzenli olarak çarşı  ve mahalleleri dolaştılar. Sonra da Fransız liderlerine bir önerge gönderdiler; bunda,  “Wilson prensiplerine göre her ulus sahip olduğu sınırlar içinde özgür olacaktı. İngilizler  kendi hatalarından döndüler, onlar çoktan bizim toprağımızı terk etti. Dolayısıyla  şehrimiz ikinci bir yabancı ordu tarafından işgal edilmeyecektir.”  

Bütün Osmanlı İmparotorluğu baştan sona kan ve yıkıntıyla kaplanmıştı, yenilgi den sonra ve savaşa karşı yapılan anlaşmalarda ordu ortadan kaldırılmıştı; şimdi cezalandı rılma zamanıydı, Türkler Wilson prensiplerinden bahsediyor… Hangi zamanda! Hangi  koşullarda!  

Fransız kuvvetleri ne bu mitingi engelledi ne de isteklerine cevap verdi. Fakat bir  hafta sonra şehir polis teşkilatı onlara verildi.  

Bu ihtiyaç Türkleri daha da kızdırdı, 30 Aralık günü daha büyük kapsamlı ve daha  çok kalabalığın olduğu bir miting düzenlediler, şehrin etrafındaki bütün caddeleri dolaşa rak Fransız ordu merkezinin önüne geldiler. Gösteride, göstericilerin sakladığı çok sayıda  silah farkediliyordu. Zaten silah alım satımı devam ediyordu.  

Tam bu olaylar olurken bir Fransız subayı Ak Yol karakolundan Osmanlı bayrağını  indirtti. Fakat bayrak mutasarıfın isteğiyle yeniden yerine çekildi. Bu sırada Türkler  geleneksel sahtekarlıklarına döndüler. Yerli halkın Fransız komutanlarına, Ermenilerin 

17 

kendilerine eziyet ettiklerini, küçük (hor) gördüklerini hatta bazı kişileri de öldürdükle rini ve bu kişilerin kendileri üzerinde baskı oluşturduğundan şikayet ediyorlardı.  Bazı olaylar sonucu Ermeniler endişelenmeye başlamıştı. Güvenlik duyguları  kaybolmuştu ve Fransızlar kaygısız ve ilgisizdi. Ermeni Milli Derneği ve bazı Ermenilerin  başvuruları ve önceden uyarmalarıyla tepki gösterildi, onların soğukkanlılığı bütün  endişeleri giderdi.  

Günden güne durum daha da kötüleşti. Türkler, Ermenileri daha çok tehdit etmeye  başladılar. Durum tahmin edilen kadar kötüleşmemişti ama şehrin dışında Ermenilerin  soyulduğu veya öldürüldükleri haberlerini askerler getiriyordu ve Ermeniler arasında  kayıp olanların sayısını artıyordu.  

1920, yeni yıl. Ortam sertleşti. Endişe, güvensizlik korkusu, Fransızların samimi  davranışları kaygılı Ermeniler arasında umut vericiydi.  

Ve işte, Fransız askeri kuvvetleri Keret, Maraş, Antep, Urfa’daki birliklerinin  merkezi Antep’e gelerek yerleştiler. İlk fırsatta bir konuşma yapan General, hazırlanan bu  konuşmanın çevirisi halka dağıtılırdı, “ Fransa, Sultan ile imzalanan anlaşmaya dayanarak,  

onun koruması altında Antep ve çevresini himayesi altına almıştır.” “Himaye” sözcüğü  oldukça kaygan, ileride Türklere ne olur ve Generalin Ermenilere süprizi acilen geri  çekilen ve o küçük kelime “yardım eli” kelimeleri.  

13 Ocakta Maraş’a giden Fransız kuvvetleri Araptar köyünde çarpıştılar ve ağır  kayıplar verdiler, Türkler cesaretlenmiş dizginlenemez olmuşlardı. Mutasarıf hemen bu  çarpışmanın sebebini Ermenilere yükledi. Aynı zamanda ulaşan haberde Maraş’ta  Fransızlar ile Türkler arasında çarpışmanın başladığı hakkındaydı. Noel ziyaretinde bütün  Ermeniler, mutasarıfın, Albay Saint Marie’den son gelen Ermenilerin geri gönderilmesini  ve bunun için söz verilmesini istediğini konuştular. Bütün bu haberlerin üstüne hiç kimse  Noelden sonra çarşıya inmedi.  

21 Ocakta yayılan haberler, Maraş yolu üzerinde yeni çarpışmalar meydana  geldiğiydi ve Fransızların kayıpları olduğu ifade ediliyordu. Aynı gün Mihran Payaslıyan  adında bir Ermeni delikanlı bir Türk kızına tecavüz ettiği yalanıyla suçlanarak tutuklanır.  

Artık sır değil, sonra veya erken Antep’te de silahlı çarpışmalar başlayacak. Tahmin  etmek öyle kolay ki, Türlerle birlikte karışık olarak ikamet eden Ermeniler, kısım kısım  Ermeni mahallelerine taşınmaya başlamışlardı. Aynı zamanda Fransızlar hendekler  kazmaya ve kendi yerlerinin dört tarafına ordugah hazırladı. Bu da Ermenilerin  yoğunlukla emek harcadığı bir başka itici güçtü, özellikle daha fazla açıklamak gerekir ki  Türkler sadece silahlı çeteleriyle değil, lakin daha hevesli örgütleniyorlardı. Saklanan  silahlar ortaya çıkartılmış ve silahlı Türk delikanlıları her yerde özgürce arsız arsız gezip  dolaşıyorlardı.  

18 

IV  

ASKERİ MERKEZİ KURUL NASIL OLUŞTURULDU  

21 Ocak’a kadar Ermenilerin bütün örgütlenmeleri şahışlar ve küçük gruplar  halinde birbirlerinden ayrı çalışmalar yağıyorlardı; öz savunma konusundaki kaygılar ve  aynı zamanda zorlu çalışmalar yapılması gerekiyordu; bu da ayrı ayrı çalışan grupların bir  merkezi kurul denetiminde ve onun liderliği altında birleşmeleriyle olabilirdi, fakat Ocak  ayının son haftasına kadar bu birleşme gerçekleşmedi.  

Antep Taşnaksutyun partisinden tanınmış ve devrimci etkinlikleri ile deneyimli  Avedis Kalemkeryan’a Antepliler çok şey borçludur. Hamid döneminde ve sonrasındaki  anayasalı yıllarda Halep ve başka yerlerde silah ticareti yapan, patlayıcı ve bomba  yapımında büyük deneyimleri olan Avedis, sert karakterli, sırdaş, cüretkar ve birlikte  çalışmak yerine kişisel girişimleri olan biriydi. Yorum, topluluk daha önemli işler yapar.  

Beklenen fırtına yaklaşmakta, Kasımdan bu yana olanlar bunu gösteriyor.  Sürgünden önce saklanan silahlar saklandıkları yerden çıkartılıp temizlendi, tamir  edilerek çatışmaların olacağı bölgelere ve barikat olarak belirlenen evlere ve sokak  girişlerine yerleştirildi ve hatta gece bekçileri de oralara yerleştirildi. Dr. Bağdoyan’nın  anlattığına göre Ermenilerin mağdur olmaması için hemen hemen bütün kış boyunca  neredeyse her gece geç vakitlere kadar Avedis onların bulundukları evlere gider,  dondurucu havada Türklerin sınırdaki sokaklarını gözetlerdi.  

Aynı zamanda kaygılı ve bazı hazırlıklar içinde olan Usumnasiristler; Avadedparan  gençlik bu özgürlük hareketinin içindeydi, onun üyeleri Taşnaksutyuna dahil olmuşlardı;  aynı şekilde tahmin edilen tehlike ve kaygılar Sarkis Balabanyan’a göre ortaya çıkan bu  sonuç, bu örgütlenme ihtiyacı için Taşnaksutyun’a başvurulduğunda daha güçlü bir kurul  oluşturalabilirdi.  

Böylece 21 Ocaktan sonra Taşnaksutyun partisinin komite üyeleri bir araya gelerek  toplandılar, Ermenilerin her hangi bir askeri örgütlenmeleri yoktu. O gün komite içinde  bulunulan durumu uzun süre inceledi ve şehrin Ermeni kesimini bölgelere ayırdı; uygun  kişiler bu bölgelerdeki çetetelerin liderliğine getirilidi ve bunlardan sonra Khoren  Varjabed’e siyasi partilerin ve derneklerin üyeleriyle öz savunmayı yönetecek uygun  kişilerden oluşacak bir kurul oluşturması görevi verildi.  

Böylece Ermeniler örgütlenme yolunda ilk adımı attı. Bu zorlu ilk adımın  atılmasıyla Antep Ermenileri silahlı mücadeleye girebilirlerdi, bu da Antep’in yaşam  mücadelesini oluşturdu.  

Ertesi gün Khoren kendisine yardım eden 4 arkadaşıyla işe başladı. 23 Ocakta  kurul, Hınçak, Ramgavar ve tarafsızlardan oluşan yaklaşık 20 kişiyi Taşnaksutyun partisi  lokalinde toplantıya davet etti ve böylece öz savunma mücadelesi sağlam bir temel üzerine  oluşturuldu.  

Bu arada 22 Ocak akşamı bir Türk genci tartıştığı Cezayirli askeri çarşıda yakalayıp  onu kama ile tehdit eder. Asker tehlikede olduğunu görünce genci süngüler. Bu olay  üzerine bütün dükkanlar kapatılır. Ve bu ilk belirti oldu. 

19 

Fakat, o gün olması muhtemel hırslı olaylar fazla olmadı ve sorunu Türk ileri  gelenlerinin öğütleri, Fransız binbaşının arabulucu tutumu ve önemli bir miktar kan  bedeli ödenmesiyle olay kısa sürede kapanır.  

23 Ocakta yapılan toplantı sert tartışmalara sahne oldu. Bu arada birçok kurul  oluşturuldu ve Khoren’nin yardımcılarına Usumnasirats üyesi Adur Levonyan da katıldı; o  İngiliz işgal ordusunda casusluk ve arşiv memuru olarak çalışmış, askeri bilgileri çok  yararlı olabilecel birisiydi. Aynı zamanda Balıklı’da Y.M.C.A (Genç Hristiyanlar Derneği)  binasının bulunduğu konakta yapılan toplantıda, katılanların tamamının onaylamasıyla  alınan karara göre öz savunma mücadelesinin yönetiminin az sayıda kişiye teslim  edilmesine karar verildi. Ve Avedis Kalemkeryan, Adur Levonyan ve Khoren Varjaben  yönetime seçildi. Sonra Khoren yakalanmış olduğu tüberkülozdan dolayı yatağa mahkum  olunca onun yerine bu göreve Mıgırdiç Araratyan getirildi.  

 Böylece Antep Askeri Merkezi Kurul’un etkinliği başlamış oldu ve bu kurul da  görevini çarpışmaların sonuna kadar yerine getirdi.  

Bu kurul hemen çalışmaya başladı. On taneden fazla silah tespit edildi. Bunlar  kısaca Antep Ermenilerinin öz savunmaları için temin edilebilinen silah yaklaşık 45  adetti, bunların 35 tanesi Taşnaksutyunlarda ve 10 tanesi de Hınçaklar ve tarafsızlardaydı.  Askeri Merkezi Kurul belirli yerlere nöbetçiler yerleştirdi; Kızıl Haç ve başka kurullar  oluşturdu. Ermeni Devrimci Fedarasyonu temsilciliği aracılığıyla yardım sandıklar geldi,  bunların içinde yeterli miktarda barut, patlayıcı ve Askeri Merkezi Kurulun siparişleri  vardı. El bombaları hazırlandı, bunlar için gerekli olan paranın önemli miktarını Milli  Dernek ve Taşnaksutyun sağladı. Şubatın üçüncü haftasında henüz çarpışmalar başlama dan önce bombaların ilk örnekleri hazırlanıp bölgelere dağıtılmıştı. Daha sonra Hınçak ların yaptırdığı 40 bomba da Askeri Merkezi Kurula teslim edildi. Böylece Askeri Merkezi  Kurul görevine hızlı ve verimli başlamış oldu.  

20 

V  

CAN SIKCI OLAYLAR  

Dışarıda hızla gelişen olayların ardından bir Fransız askeri alış veriş yaptığı Türk  bakkalına Frankla ödeme yapmak istemiş. Bakkal kabul etmek istemez ve tartışma büyür.  Hemen komşu dükkanlardan gelen Türkler toplanırlar ve bu askere anlı şanlı bir dayak  atarlar. Bunun üzerine hemen dükkanlar kapatılır. Türkler azgın bir şekilde çarşıdaki  Ermenilere saldırırlar. 10 Ermeniyi yaralarlar ve bir Ermeni gencini de öldürürler. 1895  katliamının hayaleti Ermenilerin üzerine çöker; o zaman da katliam çarşıdan başlamıştı.  Dehşete kapılan Ermeniler panik halinde Ermeni mahallelerine doğru kaçarlar.  Hamamlardaki Ermeni kadınlar yarı çıplak evlerine kaçmışlardı.  

Ertesi gün, 1 Şubat Pazar sabahı çarşıda bir olay daha meydana geldi. Bir Türk polis  tartıştığı bir Türk köylüyü tutuklar. Anında kalabalık toplanır sorunu bilmeyen cahil  kişiler köylüyü polisin elinden çeker alırlar. Tekrardan çarşıda bulunan birçok Ermeninin  üzerine saldırırlar ve Avedis Zeytunluyan’ı birçok yerinden tehlikeli bir şekilde yaralarlar.  

Bu haber çabucak Ermeni mahallelerine yayıldı. Ahali kilisenin dışına birikti,  ayindekiler ayini bölüp dışarı çıktılar. Panik başlamıştı. Hâla Türklerin içinde ikamet  eden birkaç inatçı Ermeni de Ermeni mahallelerine taşındı. Milli Dernek bu olayın  sorumluları hakkında mutasarıfa başvurduğunda cevap olarak “son olayların yanlış  anlaşılmadan kaynaklandığını, yönetimin bundan böyle bu gibi olayların olmaması için  elinden geleni yapacağını ve kendilerinin yabancılara karşı çok çaba harcadıklarını, ama  Ermenilere karşı her hangi bir kötü düşünceleri olmadığını; tersine komşu olarak birlikte  yaşamak istediklerini, 600 yıldır yaşadığımız gibi vesaire vesaire.”  

O gün Kilis’ten Antep’e gelen iki Ermeni arabacının anlattığına göre onlar Beşgöz  köyünde bulundukları sırada köy muhtarının evine gelen silahlı çeteler, Şahan adında  birinin emriyle Fransız erzak kervanlarının yolunu kestiklerinde genellikle Ermenileri  öldürüklerini anlatıyorlarmış. Bu arabacıların köyden kendi arabalarıyla ayrılmaları ve  ölümden kurtulmuş olmaları bir mucizeydi.  

Bu bilgiden sonra Setrak adında bir Ermeni o bahsedilen yerde öldürüldü.  Bu arada gelen bilgiye göre askeri birlikler Maraş’tan çekilmiş, Ermenileri kendi  kaderlerine terk etmişler.  

Bu haber Ermenilerin ümitsizliğini daha da artırdı. Dış dünya ile temas kesilmişti.  Milli çeteler her şeyden yararlanıyorlardı. Antep Ermenilerinde silah yok, oysa gözüken o  ki Fransızlar ve Türkler telaşlı bir şekilde şimdi savaşa hazırlanıyorlar ve ilk darbeyi onun  başına vuracaklar.  

Hiç kimse çarşıya inmeye cesaret edemiyordu. Un, önceleri kısıtlı verildi; artık  sadece izin verilen kadar alınıyor. Çok geçmeden de kar yetişti ve iki tokmak zaten  savunmasızların yolunu kapatmıştı. Bütün erkekler işsiz güçsüz geziyorlardı. Mutsuzluk  baş göstermişti. Sürgünler güç bela henüz dönmüşlerdi ve henüz tamamiyle kendilerine  gelememişlerdi, Ermenilerin yeniden düştükleri sıkıntının veya açlığın pençesindeydiler.  Ve Maraş’taki Ermeni katliamının feryatları da yangının üzerine yağ döktü. 

21 

Maraş olayı 10,000 Ermeninin hayatına mal oldu bölgede yıldırım hızıyla her tarafı  kapladı. Zafer kazanan Müttefiklerin gözü önünde, Fransız ordusuna emanet edilen  kudretsiz (aciz) geri dönen on binlerce Ermeniyi Türkler doğradı, Milli kuvvetler ilham  aldığı özgürlüğü desteklemek ve çetelere dönüşen yağmacıların her tarafta olması, İttihak  günlerine geri dönülmüş izlenimi veriyordu.  

11 Şubatta Kilis yolu üzerinde Şahan Bey’in çeteleri Amerikan Yardım heyetinin  otomobilini soydular ve birkaç Amerikalıyı öldürdüler. Aynı gün üç Ermeni kayboldu,  bunlar çarşıya inmeye cüret etmişlerdi.  

Bunun üzerine Ermeni – Türk ortak “İmtiyaz Komisyonu” adında bir kurul  oluşturuldu, bu kurula Türklerle birlikte önde gelen Ermeniler alındı. Bu komisyonun  amacı karşılıklı yanlış anlamaları tasfiye etmek ve “vatandaşlık” bağıyla iki millet  arasındaki ilişkileri düzeltmekti. Ermenilerin güvenliğini Ermeni mahallelerinde  dolaşmaya başlayacak silahlı Türk ve Fransız bekçiler üstlenecekti. Bu arada 2 – 3 hafta  düzenli olarak Ermeniler çarşıya inebildiler veya kendilerine ait eşyalarını taşıyabildiler.  

Fakat hırs alevlenmekte ve günden güne sıkıntı veren olaylar önlenemez duruma  gelmekteydi.  

Böyle bir olayda, Orullu dört Ermeni Orul yolunda öldürüldü. Aynı gün şehirden  çeyrek saat uzaklıktaki Tutlu Kuyuda bir Fransız subayı ve yanındaki asker öldürüldü. Bir  çok Ermeni ufak tefek bahanelerle tutuklandı. İslamiyete geçmiş Ermeni olan Muhammed  – Mkhsi Kevork kayboldu. Maraş sürgününden sadece birkaç ay sonra. Aynı zamanda bir  Türk polis komiseri kayboldu, bunun suçu sadece **** (hayadeats) endişe etmesiydi.  İsalamlaşmış Ermeni olan Ali – Artin adındaki postacı Alleben yakınlarında Latin  Manastırı civarında ölü bulundu. Bu cinayeti Ermenilerin üzerine yüklediler ve Latin  Manastırı yakınlarındaki Ermeni mahalleleri günlerce soruşturmaya tabi tutuldu. Fransız  binbaşının yardımcısı Ali ölüme mahkum edilerek Türk mahallelerinden Küçük Pazar’da  idam edildi. Şubat sonunda Türk çeteler “polisler” Ermeni mahallerinde Fransız askerle riyle dolaşmaya başladılar. Milli Dernek bu konuda albaydan açıklama istedi fakat bir  sonuç alınamadı.  

Mart başında birçok Türk arkadaş Türk mahallelerinde yaşayan Ermenilerin  Ermeni mahallelerine taşınmalarını tavsiye ettiler. 6 Mart’ta Türk polisleri şehrin  güvenliği bahanesiyle Ermeni evlerinin yanındaki meyhanede arama yaptı ve silahlara  elkoydu. Bu olay üzerine Askeri Merkezi Kurul bu gibi olayların tekrarlanması halinde  direnilmesi talimanıtı verti.  

Külhan Hamamı olayı ; 22 Mart’ta Sivaslı bir delikanlı önemsiz bir suçtan  dolayı tutuklanır. Polisler onu hapise atmak isterler, fakat yolda onun tanıdığı birçok  insan yetiştikten sonra, sorunun Külham Hamamında olduğunu söylerler ve onun  tututlanmamasını isterler. Polisler bunu kabul etmez ve onu tutuklar. Anında kalabalık  bir gurup koşarak gelir ve iki tarafta birbirini tehdit etmeye başlar. Hamamdakiler korkar,  polisler ayrılıp kurtulurlar ve kaçarken polislerden biri şaşkınlıktan tabancasını düşürür.  Ve anında bir Ermeni delikanlı, Garnetsi Karekin, onu alır ve kaçanların arkasından ateş  eder. 

22 

Bu olay Ermeniler ve Türkler arasında daha öncekilerden fazla telaşa meydan  verdi. Saatler sonra Türk yönetiminin yetkilileri Milli Dernek yöneticilerine başvurdular  ve silahı ve suçluları talep ettiler. Milli Dernek tereddüt içindeydi. İmtiyaz komisyonu  araya girdi. Uzun görüşmelerden sonra yönetim tutuklananları hapsedilmeyeceği sözünü  verdiler, fakat formaliteler için sorgulanacaklardı. Ve büyük güçlüklerle ertesi gün  suçlulardan beş tanesi ikna edilebildi, bunlar Türklerin bölgesine geçirilecekti ve şahitlik  için sorgulanacaklardı. Bunlar sonunda gittiler ve gece saat 9’da sadece biri geri döndü.  Heyecan yatıştı ve polisin silahı Türklere teslim edildi.  

25 Mart’ta Akyol mahallesindeki Türk evlerinden aceleyle Türk mahallelerine  taşınmalar başladı. O güne kadar inat edip kalmış olanlar Ermeni mahalleleriyle  çevrilmişlerdi.  

Bu ortamda Fransızların bölgelerini genişleteceği haberi geldi, yeni Fransız  kuvvetleri gelecekti. Ve gerçekten 29 Mart’ta Albay Andrea komutasında 3,000 kişilik kıta  Antep’e geldi. Halk güvenliklerinin sağlanacağını umut ederek rahat nefes aldı. Fakat  boşuna! Gelen bu ordunun çok yakında bu kentten ayrılması gerekecekti.  

Orduya ulaşan, acilen halka dağıtılan, Kuzey Suriye Fransız genel Kuvvetleri  Komutanı General Dlamot imzalı tebliğde “Bizim vazifeniz sadece bölgede barışın  korunmasıdır, bu uzlaşma kısmet olursa çok yakın bir günde gerçekleşecektir. O zamana  kadar halk sükunet içinde kendi işlerine bakacaklar. Halkı huzursuz eden insanlar  kesinlikle en ağır şekilde cezalandırılacaktırlar.”  

Bu bildiri Türk mahallelerinde duvarlara yapıştırıldı ve Türkler tarafından nefretle  ve dalga geçerek parçalandılar. Akyoldaki Türkler çok çabuk evlerini boşaltmaya  başladılar.  

31 Mart’ta bölgeye yeni ulaşan kuvvetler kentten ayrılacaktı. Niçin geldi ve niçin  gitti. Bu işin sırrını aramak için belki de Avrupanın büyük zaferlerinin, büyük  düzenbazlık olmasıdır; onlar yüzlerce yıllık tarihlerinde çok defa masum Hristiyan  Ermenileri öldürmüşlerdi.  

Sonunda 1 Nisan günü sabahın erken saattinde Albay Andrea’nın birliği yola çıktı,  birlikte Antep’te bulunan Fransız Lejyonundaki Ermeni askerleri de götürdü, bunlar  geldikleri günden itibaren kendi kışlalarından dışarı çıkmamışlardı.  

Burada belirtmek gerekir ki, evvelce etrafa yayılan fısıltılara göre Türkler 2 Nisan  Cuma günü Fransızların üzerine saldıracaklardı. Bu yüzden Askeri Merkezi Kurul gerekli  talimatları vermiş bütün bölgeler ve nöbetçiler 3 – 4 gündür hazır olarak bekliyorlardı.  Barikat yapımı için taşlar hazırlanmıştı. İş bölümü yapılmış, sınıflandırılmış, herkes kendi  işinin başındaydı. Antep Ermenileri büyüğüyle küçüğüyle halk ordusunu oluşturmuştu.  

Fakat askeri mühimmatı hemen hemen 50 silah, yaklaşık 4,000 mermiden ibaret  olan Ermenilerin hali çok acınacak durumdaydı. Aynı zamanda 100 tane av tüfeği, birkaç  eski martin, sursat gibi eski silah, bunlar kullanıldıklarında önce kullanana zarar verebilir lerdi. Bundan dolayı Askeri Merkezi Kurul ani hücüm koşullarında kolay taşınabilen el  bombaları sipariş etti.  

Şubat ayı boyunca Antep dünyanın kendi dışında kalanıyla bağlantısını kesmişti.  Epey Ermeni, Fransızlar tarafında Kilis’e gönderildi, fakat sadece biri ulaşabilmişti,  diğerleri öldürülmüşlerdi. Mart ayında düzenli olarak Fransız uçakları geldi ve Fransızlara  haberler getirdi. Bunun dışında haberleşme mümkün değildi. Çeteler yolların hakimiydi. 

ATEŞ VE KILINÇ ÜZERİNDE 

SAVAŞLAR 

Fransız ordusu 1 Nisan 1920 saat sabahın altısında Antep’ten ayrıldı. Yarım saat  sonra Türk mahallelerinden şiddetli tüfek sesleri duyulmaya başladı. Aynı zamanda bir  söylentiye göre aşağıda, çarşıda çok sayıda Ermeniye saldırılmış ve onların bir kısmı kaçarak kurtulmuşlardı. 

Hemen sokakların girişine barikatlar yapılmasına karar verildi. Ahali büyük küçük tereddütsüz ve şevkle barikat yapımına yardım ediyordu. Bir süre sonra  sokaklarda barikat yapımı için kullanacak kalıntı dahi kalmadı. Kesin bir disiplin ve  çoşkuyla kadınlar ve çocuklar defalarca taş, toprak, su taşıdılar ve barikatların inşası  yardım ediyorlardı. Sonra çarşı tarafında kalan atıklar da barikatlara taşındı ve  Türklerin tüfek ateşlerine karşılık olarak Ermeni nöbetçiler de ateş ettiler. 

BÖLGELERE AYIRMA: 

İlk önce şehir 9 bölgeye ayrıldı, bir hafta sonra 10 bölgeye çıkartıldı. 

1. Bölge 

Balık Çeşmesinden başlayıp Arapkirlilerin Değirmenin karşısındaki meyhanelere  kadar ve kuzeye doğru Tobbaşyanların Değirmenine kadar olan bölge. Bu bölgeden  sorumlu liderler: Hagop Demirciyan, Srabion Ekşiyan ve Toros Anlıdelikyan, üçüde  Taşnak üyesi. 

2. Bölge  

Balıklıdaki Bülbülzanin evinin bitişiğideki Nizibliyan’nın evinden başlayarak kuzeye doğru Çukur Bostanın kenarından Su Burcunda Andilyanların evinin karşı  köşesindeki Patanyanların evine kadar. Bu bölge iki kısımdan oluşmakta. İlk kısımın  sorumlu liderleri Hovhannes Mercanyan, Hovhannes Merdkhanyan, Kevork  Tablacıyan ve onun ölümünden sonra Nazar Bosnayan, hepside Taşnak. İkinci kısımın  sorumlu lideri Nazar Demirciyan, tarafsız. 

3.Bölge 

Su Burcunda Patanyanların evinden başlayıp Çınarlı Camisinin karşısındaki  Leylekyanların evine kadar olan bölge. Sonra Binbaşının evine kadar ki bütün hat  boyunca, sorumlular, N. Boğdoyan, Taşnak, sonra Karekin Maksutyan, tarafsız.   

4.Bölge 

Kale Ağasının evinden Külhan Hamamına kadar. Sorumlusu Garabed N.  Parseğyan, Taşnak. 

5. Bölge 

Külhan Hamamından Şabanın evine kadar olan bölge, sorumlusu Dikran  Mersobyan, Taşnak 

25 

6.Bölge 

Şabanın evinden Sahag Mesrobyan Okuluna kadar olan bölge, sorumlusu  Harutun Pancarcıyan, Ramgavar. 

7.Bölge 

Kız Koleji ve Hallaçyan Yetimhanesinden Çavuşun Delibinin karşısındaki  sokağın kuzey köşesine kadar olan bölge. Sorumluları: Garabed Zarigyan, sonra Sarkis  Şöhmeliyan, her ikiside Taşnak. 

8. Bölge 

Soğanlı Bucağı, Kozanlı mahallesinin işgalinden sonra Kozanlı Kahvehanesinden  Arabgirlilerin ikinci değirmeninden Kozanlı Karakoluna oradan Lusavoriçyan Okuluna  kadar olan bölge, sorumluları Kevork Sıvacıyan, sonra Adur Çavuş ikisi de Taşnak. 

9.Bölge 

Hayik Mahallesinden Barsumyan Okuluna kadar olan bölge, sorumlusu Yakub  Danelyan, Taşnak. 

10. Bölge 

Şarapçı İlyanın evi ve meyhanesinden ve onun bitişiğindeki çömlek imalathane sine kadar olan bölge, sorumlusu Harutun Mumcuyan, Hınçak. 

Bunların dışında savaşın üçüncü haftasında Sumaklı Mahallesini kapsayan 11.  bölge oluşturuldu. Bu bölgenin sorumluları Avedis Darakcıyan ve Hammalyan. Bu  mahalle Antep Ermenilerinin kendilerini savunmaya yönelik çalışmalarda hazırlanan  bölgelerin dışında bırakılmalarına hiç üzülmediler, mahalle halkı evlerinden  ayrılmayarak ve Kız Koleji ile olan bağlarını kopartmayak kendi savaşlarını  verebileceklerini gösterdiler. Bu bölgenin savunmasına en büyük katkıyı Şeyh camisinin  yapılan saldıryla ele geçirilmesi olmuştu. 

Bütün bu bölgelerin işi çok zor ve tehlikeliydi özellikle 1., 2., 3. ve 9. bölgerin işi  daha zor ve tehlikeliydi.  

1 Nisan günü Antep Ermenilerinin kendilerini koruma savaşının ilk tüfeği  patladı. Antep Ermenileri son bir haftayı daha önce oluşturdukları yönetimin yapmış  olduğu hazırlıklarla geçirmişlerdi. Millet Derneği tarafından oluşturulan kurul çeşitli işler  için kurullar kurulmasına karar vermişti. Bu komisyonlar: Merkezi Askeri Kurul,  Hukuk Kurulu, Güvenlik Kurulu (Polis Teşkilatı), Gıda maddesi(Erzak) Kurulu, Çalışma  (İnşaat) Kurulu , Silah Kurulu, Yoksullara Yardım Kurulu, Terk edilmiş mülkler Kurulu,  28 kişiden oluşan İtfaiye Teşkilatı kurulmuştu.  

Bütün bu kurullar savaşın başında sonuna kadar mükemmel bir uyum ve  ciddiyet içinde çalıştılar. İnanılmaz bir yetenekle, yüzyıllardır bağımsızlıklarından  yoksun olan, sürgünden yeni dönenlerin kalıntılarından, can çekiştiği anda başarılı bir  şekilde örgütlenerek ulusal savaşcılarını yönetebilen bir teşkilat meydana getirmişlerdi .  O uğursuz, felaket dolu günlerde Antepli Ermeniler tamamen kendi aralarında sağlamış  oldukları uyumla yapılması gereken işleri bir makinanın elemanları gibi düzen içinde  yapıyorlardı. Halkının tamamı, en büyüğünden küçüğüne kadar kendi ordusunu  oluşturmuş ve ulusal askeri düzende yerini almıştı. Halk savaşında, kurullardan çıkan  hayati kararların her birini ve kurulların iradesine her kesim kendi görev alanları 

26 

içinde başından sonuna kadar uyguladı. Halkın yönetim kurulu ve örgütleri, halkının  varlık mücadelesini kutsal bir bilinçle uyguladı 

Belirtmek gerekir ki, bu sadece yönetim kademesinde yer alanların erdemlerinden  değil, Anteplilerin bilenen kararlıklarını ortaya koymasıydı, lakin aynı zamanda da  yönetimin kesin bir karalılıkla herkese karşı hükmesiyle sağlanmıştır. Herkesin, büyük ve  küçük, partili ve tarafsızın, zenginin ve fakirin meselesiydi. Diğer taraftan itaatkar ruha  sahip halkın çoğu, özellikle mütevazı kararlılık içindeydi. O dönemde Milli Dernek  alkollü içecek ticaretine ve kullanılmasına yasaklama getirdi ve bu yasaklamaya tamamen  uyulmasını sağladı. Böylece disiplin, itaatkar ruh hali, gayretlilik ve görev paylaşımı,  çokca fedakarlık,savaş imkanları içinde yeteneklerin düzenlenmesi, özellikle de tek bir  ruh ve iradeyle biçimlenen Antep Ermenilerinin öz savunma öyküsünü meydana getirdi.  

Kolej’in Başkanı John E. Merrill şöyle yazmış. “ Antep Ermenilerinin davranışları,  ruh halleri bu girişimin ilk günlerinden itabaren övgüyü haketmiştir. Nisan ayının 1.  gününden önceki üç aylık sürede gördüklerimden sonra umarım Ermeniler kendi  güvenliklerini sağlayıp Türklerle barış içinde yaşarlar. Umarım Ermeni liderler tarafından  her hangi bir tehlikeye karşı, hangi zamanda ve nereden geleceği belli olmayan ani  saldırılara karşı anında karşılık verebilecekleri ve kendi öz savunmalarını yapabilecek,  intikam alma duygusu dışında bir yönetim tarzını benimserler. Onların koruyucu  davranışları, Ermeniler kendilerini savunmada büyük yetenek, beceriklilik ve aynı  zamanda büyük kahramanlık ortaya koydular. Barut yoktu, bir şekilde yapıldı, bomba  yoktu, ama imal edildi, mermi yoktu, ama üretildi. Hatta iki adet top bile imal edildi.”  

İlk tüfek patladığında Amerikalılar hastahanenin ve Kız kolejinin üstüne Amerikan  bayrağı çektiler. Bu olay, sayıları az olan ürkek Ermenileri de harekete geçirdi ve bu  bayrağın canlarını ve mallarını koruyacağına inandılar.  

Askeri Merkezi Kurul hemen bölge liderleri ile kendi konumları ve askerlerin  durumu hakkında harekete geçti. Yaşları 15 ile 20 arasında olan gençler de kayıt altına  alındı.  

MÜZAREKELER  

Milli Derneğe, Mutasarrıf tarafından gönderilen akıl çelmek amacıyla yazılmış bir  mektup ulaştı, ki bu mektupta Türklerin Ermeniler karşı herhangi bir düşmalıklarının  olmadığı, sükunetin tekrar sağlanması için çaba gösterilmesi gerektiği ve Ermenilerin silah  kullanmasını gerektirecek bir durum olmadığını, silahların bir an önce susması gerektiğini  yazıyordu.  

Fakat olayların gidişatı, daha önce yapılanlar bir araya getirildiğinde hiç de  Mutasarıfın yazdıkları gibi değildi. Geçmiş dönemdeki Türk kurnazlığını ve ikiyüzlü lüğünü tekrar ediyordu.  

“Düşman” olan Fransızların üstüne bu geceye kadar hiç mermi atmamıştı. Aksine,  19 Ermeniyi yaralamış 10 Ermeniyi de öldürmüşlerdi, ölülerin 3 tanesi kurulmuş olan  barikatların içinde, 7 tanesi de dışındaydı. 23 Ermeni de Türkler tarafından tutuklanmıştı.  Askeri Fırında esir tutulan bir düzine kadar nöbetçi Fransız askeri serbest bırakılmasına  rağmen öldürülen gönüllü Ermeni askerlerin adları dahi bildirilmedi. 

27 

Askeri Merkezi Kurul akşamları halkın sokaklarda gezmelerini yasakladı. Asker lerin sokaklarda dolaşabilmeleri için öncelikle nöbetçilere parola vermelerine karar verdi.  Fakat artık gerçeği soruşturmak için çok geçti; hangi Türk yaşadığımız kötü  günlerde bunların yanlış anlamak olduğunu söyleyebilir. Hapishaneden bir çok adam  kaçıyor, nöbetçiler arkalarından ateş etmelerine rağmen hiç birine bir şey olmuyor. Bu  olay üzerine Çeteler ve Türk halkının galeyane gelerek çarşıda Ermenilerin üzerine  sebepsiz yere saldırması için bir işaret olarak kabul edilirse, saldırılardan korunmak silah  kullanmayı engelleyemezsin.  

2 Nisan, savaşın ikinci gününde Türklerin teklifiyle tutukluların karşılıklı takası  için bir zirve toplantısı yapıdı.  

Fakat Türklerin durumu biliniyordu, Çınarlı camisini yakınlarındaki Nigoğos  Ağanın evinden Latin Manastırına ve Ermeni mahallesinin üstüne ateş etmeye devam  ediyorlardı. Manastırın içine yerleşmiş George Saulze adındaki süvari eri Türklerin çok  sayıda kurşun atmalarına rağmen manastırı cesurca savundu. Akşama doğru, Ermeniler  Manastırın duvarını delerek yardıma yetişti ve gece de Binbaşının müfreze askerleri,  manastırın korunması için geldiler.  

Aynı zamanda, bir taraftan Manastırın duvarının delinmesi işlemi devam ederken,  bir yandan da Ermenilerin yapmış olduğu başarılı saldırıyla Çınarlı camisi ile Nigoğos  Ağanın evinin karşısındaki bütün Türk evleri ele geçirilerek burada duruma hakim  oldular.  

Ermenilerin başarısından az sonra, öfkelenen Çeteler ellerinde baltalarla Çınarlı  Camisinden çıkarak yolun karşısına doğru hücum ettiler ve Leylekyanların evinin  altındaki dükkanların kepenklerini parçalayıp dükkanları yağmaladılar. Şiddetli tüfek  atışları da aynı zamanda başladı. Bu bölgede buna benzer olaylar daha önce de yaşanmış  olduğundan tecrübe kazanmış olan Ermeniler bombaları atmaya başladıklarında müthiş  bir gürültü ile patlayan bombalardan ürküp geri çekilen düşman sokakta birçok ölü ve  yaralı bırakmıştı. Bombalarla gelmiş olan başarı, Ermeniler arasında büyük bir sevincin  doğmasına sebep oldu.  

Askeri Merkezi Kurulun liderliğinde yapılan bu savaşlarda iki komutanın, Adur  Levonyan ve Avedis Kalemkeryan’ın sürekli ve yorulmak bilmeyen bir güçle savaşcıların  liderliğini yaptıkları unutulmamalıdır.  

Avedis’in devrimci ve askeri bilgileri bir tarafta, diğer taraftan Adur’un askeri  bilgisi ve bilmiş olduğu yabancı dillerin meydana getirdiği askeri komuta kademesinin çok  düzenli ve verimli çalışmasını sağladı.  

Avedis’in kim olduğu daha önce sayfalarda anlatılmıştı. Adur zengin ve sayılan bir  ailenin çocuğu olarak Merkezi Türkiye Kolejinde eğitimini tamamladı. Türk ordusunda  subay olarak görev yaptı. Cemal Paşa’nın Mısır hücumuna katıldı ve burada İngilizlere  esir düştü. Sonra İngiliz ordusunda araştırma bölümünde çalıştı. Aynı durum Antep  İngilizler tarafından işgal edildiğinde de devam etti.  

Böylece onun askeri konumu İngilizlerin ve Fransızların işgal dönemlerinde ve  Askeri Merkezi Kurulda yetkiye sahip olmasını büyük ölçüde sağladı.  3 Nisan da Türklerden “Yanlış anlaşılmaların giderilmesi” adına yeni bir teklif  geldi. İmtiyaz Komisyonun yeniden gözden geçirildiği bu toplantı Balıklı Mahallesinde  Pazarbaşı Nuri Efendinin evinde yapıldı; mütarekede biraz yerici koşullar öne sürülmüş, 

28 

48 saat süreyle ateşkes yapılması kararlaştırılmıştı. Toplantıdan hemen sonra Ermenilere  Balıklı ve Kozanlıdan ateş edilmeye başlamış ve savaş bütün şiddetiyle devam etmişti.  Ertesi gün, 4 Nisan, Antep’e o zamanlar Milli Kuvvetlerin bölge komutanı olan  Kılıç Ali (daha sonra Bağımsız Meclis üyesi ve M.Kemal’in sağ kolu) geldi. Onun  başkanlığında İmtiyaz Komisyonu toplandı. 4 saatlik bir mütarekeden sonunda kapanan  toplantıdan bir sonuç çıkmadı. Fakat daha önce elde etmiş olduğu kısmi başarılardan ders  alan Ermenilere karşı daha da azmış bir şekilde saldırıya geçen Çeteler karşısında  kahramanca direndiler.  

Diğer taraftan oğul Dr. Shepard başarısızlığa uğrayan görüşmelerin kapanmaması  için arabuluculuk görevini iki taraf anlaşana kadar devam ettirmeye çaba harcıyordu.  Türkler, Dr. Shepard’a iki halk arasında sükunetin tekrar sağlanacağını, Ermeni  mahallelerinin etrafında ki nöbetçilerin Fransız ve Türk askerlerinden oluşturulacağı  sözünü vermişlerdi. Askeri Merkezi Kurulun emriyle Çetelere yapılan ateşler “kuşkulu” da  olsa kesildi.  

5 Nisan günü Milli Derneğin tüm üyeleri, Askeri Merkezi Kurul ve Ermeni  toplumunun ileri gelenleri toplanarak, Fransız ve Türk yöneticilerine genel şikayetlerini  ve barış ortamının tekrar sağlanmasına yönelik taleplerinin bildirilmesine karar verdiler.  

Ermeni polis teşkilatı daha önce kurulmuştu. 5 Nisan da işgücü ve erzak kurulları  oluşturuldu. Bu düzenlemeler bir bedel getiriyordu. Ama daha önemlisi askeri  gereksinimlerin temini daha önemliylidi. Bu büyük görev yerine getirildi. İşin temelini,  becerikli ve silahtan iyi anlayan Avedis Kalemkeryan oluşturdu. Bu alanda Avedis büyük  işler başardı, işleri o kadar rahatlattı ki o olmadan sertleşen savaşta başarı kazanılamazdı.  Ancak onun sayesinde başarılar elde etmek mümkün oldu, o Antep öz savunmasının  zirvedeki ismiydi.  

KILIÇ ALİ’NİN TEHDİDİ  

Kılıç Ali, Ermenilere gönderdiği zehirli içeriği Askeri Merkezi Kurulun gözünden  kaçan bildiride şunları yazmıştı: “Antep’in tüm halkına bildirilir ki! Türk milli kuvvetleri  hiçbir şekilde, aklı selim Ermenilere karşı kasıtlı olarak saldırgan bir tutum içinde  olmamıştır. Şimdiye kadar yapmış olduklarımız bunu bariz bir şekilde kanıtlıyor. Bizim  milli kuvvetlerimizin kutsal amaçları peşinde koşmaktan başka hiçbir düşüncesi veya  eylemi yoktur. Bu bildirimde, bizim, onlarla bir bağa sahip olduğumuzu söylüyoruz.  Birkaç günden beri Antep’te İslam ve Ermeni halkı arasında yaşanan kavgalardan hiçbir  şekilde sorumlu değiliz. Birbirimize karşı düşmanca duygular beslemenin, böyle hayeller  içinde olmak için de bir sebep yoktur. Mutlak bir azim ve kararlılıkla işe başladık.  Bugünden itibaren bütün halkın dükkanlarını açmalarını ve kendi işleriyle meşgul  olmalarını emrediyorum. Amerikalı misyonerler ve Ermeni halkının ileri gelenleri  toplanarak bu gerçeği halkınıza duyurun. Bizim amacımız milletimizin onurunun hor  görülmesini engellemek ve yol gösterici çabalarımıza karşı gelenlerin kesinlikle  cezanlandırılacağını takdir edersiniz ki mecburen talep edeceğim. Şehrin sükunetinin  tekrar sağlanması ve gerginliğin önlenmesi için hangi halktan ve dinden olursa olsun hiç  kimse bu kararla karşı gelmeyecektir. Şehrin içinde toplanan milli kuvvetler daha önce  kararlaştırılan yerlerine çekilecek, köylüler bizzat kendi köylerine geri dönecekler. 

29 

Köylülerden inat edip köylerine dönmeyenler en sert şekilde cezalandırılacaktır; ama  onlardan bir işyerinde çalışanlar var ise onlar da izlenecektir.”  

Bu yazı ispatlamaktadır ki Türkler katliama ve soyguna katılmak için şehre sökün  etmişti. Nasıl 1895 olaylarında olduysa!  

YETİMHANENİN TAŞINMASI  

Mardin Yetimhanesindeki Ermeni yetimlerin şehre taşınması ve bu taşınma  esnasında ateş açılmaması uzun görüşmelerin sonunda mümkün oldu. Kolej Başkanı  Meril, Dr. Shepard ve Tekke Şeyhi Mustafa Efendi bu işin olmasına önderlik edenlerdi.  Dr. Shepard’ın vermiş olduğu güvenceler üzerine Askeri Merkezi Kurul bir bildiri  yayınlayarak ateşkes ilan etti.  

7 Nisan günü gerçekleşen taşınma sırasında yaşanan sorunlarla ilgili ayrıntıları  Kolej Başkanı Meril günlüğüne yazmış ve önemli bölümleri:  

“ Türk milliler altı gündür Türk mezarlığında mezar taşlarının arkasında  hükümdarlıklarını ilan etmişlerdi, buradan Ermeni mahallelerinin aşağıda kalan kısımına  ateş ediyorlardı. Karşıda, Mardin tepenin üstünde yetim kızların korunağı, müdürü İngiliz  Miss. Frierson olan Amerikan yetimhanesi.  

 Şehirdeki Ermeniler ve Amerikalılar, yetimler ve onlar için tahsis edilmiş  yetimhanenin kendileri ile iletişimlerinin kesilebileceği için çok kaygılanıyorlardı.  Dürbünle baktıklarında Çetelerin Yetimhaneye iyice yaklaşmış olduklarını, içeri  girebilmek için duvarda delikler açmayı denediklerini görüyorlardı. Amerikalılar ve  cemaatın ileri gelenleri Bayan Frierson ve yetimlerin Amerikan Hastanesine taşınması  gerektiğini kararlaştırmışlardı.  

Ermeni ileri gelenleri ile yapılan ilk görüşmede ateşkes ilan edilerek iki Amerikalı,  Türk yetkililerinin belirleyeceği iki kişinin yetimhaneyi ziyarete gitmeri kararlaştırıldı.  Dr. Shepard ve ben Ermeni bölgesinden geçerek Mevlevi Dervişlerinin Tekkesinde Şeyh  ile görüşmeye gittik. Bu Tekkenin şeyhi ılımlı biri olmasına rağmen milliciler üzerinde  etkisi olan biriydi. Tekkeye vardığımızda Mutasarrıf da oradaydı. Mutasarrıfa  yetimhaneye yapmayı düşündüğümüz ziyareti ve taşıma işlemini anlattığımızda anlayışla  karşıladı. Yetimhaneye gideceklerin üzerine ateş açılmaması için millilerin merkezine  gerekli talimatlarını vereceğini söyledi. Az sonra bizim kafile, Türk polis komutanı, Şeyh,  bir Türk polisi ve biz iki Amerikalı yetimhanenin bulunduğu tepenin etekleri tamamen  Türklerin kontrolünde olan bölgeye doğru yola çıktık.  

Biz yetimhanenin kapısına vardığımızda , orada bizi Mutasarrıf tarafından  gönderilmiş Türk nöbetçi karşıladı. Yetimhanenin içinde bütün düzen bozulmuştu. Bayan  Frierson mutsuzdu, asilerin içeri girip her tarafı alt üst etmesinden, odaları ve diğer yerleri  silah aramak bahanesiyle dağıtmalarından, bu kurumun bir ecnebi kurumu, ikametgahı  hâtta mahremi olmasına ve dokunulmaz olmasına rağmen bütün bunların yapılmış  olmasından şikayetçiydi. İçeri giridiğimizde, ortalığı dağıtan bu suçlu adamlardan biri bizi  ve bütün Ermenileri imha edeceğini söyleyerek bizi tehdit ettiğinde, orada bulunan  nüfuzlu bir Kürt delikanlı boş yere böyle tehditler etmemesi gerektiğini söyledi. 

30 

Bayan Friersonla konuşarak taşınma işleminin yarın yapılması konusunda son  kararımızı verdik ve hazırlıkların buna göre yapılmasını kararlaştırdık. Akşam üzeri  yetimhanenin bulunduğu tepeden aşağı dönerken birden bire üzerimize ateş edilmeye  başlandı. Herkes sığınacak bir mezar taşı aramak için için sağa sola koşuştururken, başında  konik külahı, arkasında geniş pelerini ile koşan Şeyhin o andaki görüntüsü doğrunu  söylemek gerekirse çok komikti. Şeyh bir mezar taşının arkasına sığındığında ateş  edenlerin Ermeniler olduğunu söyleyip onları suçluyordu. Biz de bu durumu çözmeye  çalışmatığızda, üç kurşunun ikisi Ermeniye, biri de bir Türk’e isabat edebileceğini  düşünerek adama fazla suçlamadık; belki de bizi tanımamış, şüpheli birileri olduğumuzu  düşenerek ateş edilmişti, sonra bizleri fark edince ateşi kesmiş olabilirler diye düşündük.  Fakat bir gün sonra bir kişi yetimhanenin bulunduğu tepeden üç millicinin bizim  üzerimize ateş açtığını kendi gözleriyle gördüğünü anlattı.  

Sonraki sabah Mutasarfın yanına tekrar gittiğimizde çok içten bir şekilde  karşılandık. Dr. Shepard taşınma işlemi için gerekli olan hamalları ayarlamak için  mecburiyetten hemen geri döndü ve yetimhane binasındanki 150 çuvalın bir kısmını  bizzat kendi sırtında hastahaneye kadar getirdi. Bu işler yaklaşık bir saat sürdü.  

Ben Polis Komutanının odasında beklerken, odaya çağrılan millici bir subaya  yetimhaneyi taşıyacağımız ve bu taşınma işlemi sırasında bize kesinlikle ateş edilmemesi  emiri verilmişti. Bu durum çok açık bir şekilde yönetim ile milliciler arasında sıkı bir bağ  olduğunun bir göstergesiydi. Ermeniler taşınma işlemi için gerekli izinin verildiğini ve bu  esnada ateş edilmeyeceğine dair emir verildiğinden haberdar olmuşlardı.  

Sonunda yola koyulduk.Bütün gözlerin üzerimizde olduğunu hissederek Türk ve  Ermeni bölgelerini geçip tepeye doğru giderken her tarafa, özellikle de Ermeni bölgesine  hükmeden ölüm sessizliği altında ilerliyorduk. Türk polis komutanı “ Bu sessizlik değil! Bu  her tarafta hissedilen sessizlik doğal değil” dedi. Binlerce göz bizim küçük kafilenin  üzerinde, gerçi biz onların hiç birini görmüyoruz, sadece hissediyoruz ve bir enkazın içine  çekilecekmiş gibi titriyoruz.  

Yetimhanenin taşınma işleminin düzenlenmesi için kısa fakat engellerle dolu yolu  üç defa gidip geri döndüğünü anlatan Başkan Merrill olayların gelişimini şöyle anlatıyor:   “Yetimhanenin büyük kapısı açıldığında yetimleri düzenli bir şekilde ikişer ikişer  sıraya girerek dışarı çıkardık. En arkada yetimhanede kalan yetişkin yerlilerle Bayan  Frierson ve yetimhanenin bekçi köpeği de yetimhaneden çıktı. Yetimhane binasında  bekçiler için açık bırakılan bir oda haricinde bütün odaların kapıları kilitlendi ve bina  Türk bekçilere teslim edildi.  

Çocuklarda oluşan uzun kafilenin daha tepeden aşağı yürüyecekleri yarım milden  fazla yol vardı. Küçükler çok korkmuşlardı ve panik yapabileceklerini düşünerek  endişeleniyorduk; fakat öyle bir şey olmadı. Biraz yürüdükten sonra birkaç dakika mola  verip yola devam ederek Ermeni mahallesine ulaştığımızada dostlarımız bizi hürmetle ve  yardıma hazır bir şekilde karşıladılar.  

Amerikan yetimhanesindeki Ermeni yetimlerin daha güvenli bir yere taşınması  için o gün bütün düşman taraflar yaşamın ve ölümün mücadelesinde her türlü faliyeti  durdurmuşlardı. Ve bu anlayış sayesinde 150 çocuğun taşınamsı büyük ölçüde dehşete  kapılmadan, korkmadan, paniğe kapılmadan tamamlandı. 

31 

İnanılmaz bir şekilde Bayan Frierson ve Bayan Foremen bundan sonra Amerikan  Hastahanesinde ikisinin şevkatli mizaçlarıyla çalışacakları için derin bir heyecan duygusu  ile göz yaşlarını tutamıyorlardı.”  

ERMENİ SALDIRILARI (8-25 NİSAN)  

Nisan ayının 8’i ile 10’a arasında 2. Protestan Kilisesinde demir işleri, tüfek hane,  dökümhane ve kapsul hazırlama atölyeleri olan dört bölümden oluşan Silahhane  çalışmaya başladı. Burada ayrıca barut da üretiliyordu. Ocak ve körük sürekli çalıştı,  bozulan tüfekler onarıldı, erkekler evlerde, şurada burada nerede metal eşya buldularsa  dökümhaneye bomba imal edilmesi için getirdiler. Hatta şişelerin içine zehir konularak  patladığı yerde bulunanları bitkin düşüren bombalar yapıldı. Dökümhanede yapılan  “Ermeninin İntikamı” adını verdiğimiz top işini mükemmel bir şekilde yaptı.  

Barsumyanın evi yeniden Askeri merkez oldu, Barsumyan Okulu Genel İdari  Merkez, Kayacık 1. Protestan Kilisesi toplantı yeri, Gregoryan Kilisesi cephanelik haline  getirildi, fakat 2. Protestan Kilisesinin dökümhane ve silah üretim atölyesi olarak  kullanılmasına ne demeli.  

Nisanın 10. günü “İntikam” topu Türklerin üzerine ilk defa ateş açtı. Bu top  dökümhanede eritilen demir su borularından yapılmıştı. Ne yazık ki birkaç atıştan sonra  bu top kullanılamaz hale geldi, fakat ateşlendiğinde müthiş gürleyen ve patlayan bu top  düşmanın içinde kargaşaya neden oldu. Askeri kurul görevini çarpışmaların sonuna kadar  düzgün bir şekilde, Fransızlardan ne mermi, ne bomba ne de erzak yardımı almadan  kusursuzca ve başarılı bir şekilde görevini yerine getirdi.  

Nisan 11, Paskalya fakat çatışmaların devam ettiği Antep’te Antepliler için  gerçekten kırmızı paskalya.  

Türkler, Maraştan Kemalistlere arabulucu olarak Maraş şehrinin cemaat önderleri  olan Rahip Sahag, Rahip Bedros ve Delege Aprahamı Antep’e getirdiler. Bu üç kişi Dr.  Shepard ve Başkan Merrill ile Başkan Merrill’in evinde bir araya geldiler. Fakat daha önce  defalarca söylenenlerden farklı bir şey söylemediler. Bu başarısız görüşmeden sonra resmi  görevlilerle her hangi bir toplantı yapma imkanı olmadı.  

ŞEYH CAMİSİNİN ELE GEÇİRİLMESİ  

Egemen güç olan Fransızlar olayların dışında kalarak dikkatle izlerken, zaman  zaman Ermeni savaşcılara dolaylı yollardan mermi vermek gibi ufak tefek yardımlarda  bulunuyorlardı. 1 Nisandan itibaren Ermeniler eksik askeri malzemeleri için kendi  başlarının çaresine bakmaya başlamışlardı.  

12 Nisan’da Emeni savaşcılar çok büyük başarı elde ettiler.  

Türkler Şeyh Camisini ellerinde tutuyorlardı ve bu caminin minaresinden  etrafındaki Ermeni bölgesinin üzerine düzenli olarak ölümcül bir şekilde ateş ediyorlardı.  Askeri Merkezi Kurul, Avedis ve Adur’un liderliğini yapacağı bir grup kahramanla burayı  ele geçirmeye karar verdi. Bunlar bir gün sonra akşam olmadan minareyi ele geçirecek lerine söz verdiler ve yaptıkları hücum sonrasında düşman hafif bir direniş gösterdikten  sonra camiyi terk edip kaçtı. Daha sonra askerler cami yakınında ki Zengi Hasan’nın, Ekşi 

32 

Hüsnü’nün ve etrafdaki diğer yüksek evleri de ele geçirerek en sonunda buralardan  yapılan ateş kesildi.  

Avedis anılarında Şeyh Camisinin ele geçirilmesini şöyle anlatıyor:  

“Çarpışmaların ilk gününden itibaren Şeyh camisinin yüksek minaresinden yapılan  atışlar etraftaki mahallelerin başına bela olmuştu. Hastenin penceresinde duran bir kadın  ve küçük bir erkek çocuğu buradan yapılan atışlarla öldürülmüştü. Camiyi ele geçirmeye  karar verdik. İki cesur askeri caminin yakınındaki Zengin Hasanın evini ele geçirip ateşe  vermesi için görevlendirdik. Burası cami yakınlarındaki en yüksek evdi. Aynı zamanda  Çitciyan’nın Kahvehanesi tarafına Sarı Hastaneden bomba atanları elegeçirmek  istiyorduk. Bu konuda Fransız komutan Mösyö Charles ve diğer subaylarla fikir birliğine  vardık. Bu kahvehane Zengin Hasan’nın evinin yakınlarındaydı. Benim amacım Türklerin  dikkatini dağıtarak camiyi korumasız hale getirmekti.  

Öğleden sonra saat 5’te ev ateşe verildi. 11. Bölgedeki askerler verilen emirlere  uyarak buradan Türklerin üzerine ateş etmeye başladıklarında Türkler bütün dikkatlerini  bu noktaya yoğunlaştırıp oraya gidince, biz hücuma geçtik.  

Biz caminin bahçesine ulaştığımızda ileri uçtaki askerler yavaş yavaş delikler  açarak caminin etrafındaki beş eve girmeye başlamışlardı. Fransız subaylar bombalama  için vermiş oldukları sözü yerine getirmişlerdi. Caminin bahçesindeki çalışma odasına  yanımda yeni emir erim Hagop Dişoyan, Adur ve emir eri Karekin Yesayan, Harutun  Tabakyan, Garuc Laleyan, Yusuf Kahveciyan, Sarkis Balabanyan ve Levon T. Levonyan ile  birlikte girdik. Ve aniden bir Alman bombası çok yakınımıza düştü. Bombanın fitili hala  yanıyordu. Bombayı yerden alıp dışarı fırlattığımızda patladı. Biz hayatta kalmıştık ve  düşman ikinci kez aldanmıştı. Hemen anında bahçe ve minare ele geçirildi. Bu düşman  için çok büyük bir darbe oldu. Camiden ayrılanlar bir daha camiye yaklaşamadılar. İçeride  insanlar bulunabileceğini düşünerek içeri girdiğimizde bir iki el ateş ettik. O sırada garip  bir ses ortalığı kapladı. Bir balta ile yandaki evin kapısını kırarak içeri girmeye çalışan  Garuc Laleyan ve Yusuf Kahveciyanı ilk önce tanıyamadık. Bunlar kapıyı kırdığında hep  birlikte içeri girdik. O evde de hiç kimse yoktu, hepsi kaçmıştı. Evde bir bayrak, bir nacak,  eski bir av tüfeği ve dervişlerin olduğu söylenen büyük bir tesbihten başka bir şey  bulamadık. 5 saat süren bir mücadeleden sonra cami ele geçirilmişti. Nöbetçiler bölgeyi  emniyete aldıktan sonra Adur birkaç askerle birlikte mühimmat ve takviye almak için  hastehaneye gidip geri döndüler. Bu cami iki kurban vererek ele geçirildi, bunlar gerekli  olan barikatlar yapılırken vurulan bir çocuk ile Hovhannes Hasırcıyan adındaki  delikanlıydı.  

Fakat beni kaygılandıran, anlayamadığım savaşcıların anlaşılmaz bir şekilde  camiden çıkabilmeleriydi. Bu durumda minare tekrar düşman eline geçebilirdi. Bu  sebepten dolayı minareyi yıkmaya karar verdim. Bir de bu gibi binalar yapılırken  kullanılan kurşun ve kükürk gibi maddeleri taşların arasından bulabilmeyi ümit  ediyordum.  

Minarenin yıkılması için verdiğim kararı Adur ile görüşmek için hastahaneye  gittim. Onunla birlikte kararımızı verdikten sonra, minareyi yıkmak için Binbası Flye  Saint Marie’yi telofonla arayarak birkaç tane bomba istedik. Binbaşı isteğimizi ve minareyi  yıkma kararımızı reddetti ve bu planın sebep olacağı işlerden dolayı sorumluluk  almayacağını söyledi. Biz zaten çevresindeki evler ve insanlar için tehlike oluşturan bu 

33 

minarenin yıkılmasına ve taşlarının parçalanmasına karar vermiştik. Doğal olarak çökme  tehlikesi olduğundan bomba ile yıkım işi için hiç kimse sorumluluk almak istemeyecekti,  fakat yıkarken elimizi tutamazdı. Minareyi yıkmak için fazla zamanımız yoktu. Onlar  yıkılan yerlerde inceleme yapmak için sabah geleceklerini sözvermişlerdi. Minare, Duvar cı Arakel Zanazanyan’nın talimatlarıyla dört işçi tarafından yıkıldı. Daha sonra Eşek  Boğan olarak tanınan güçlü kuvvetli biri eline aldığı büyük bir tomruklara taşları param  parça etti. Minare çok kısa bir sürede yıkılmıştı.  

Sabah olduğunda Ermeni mahallelerinde Kılıç Ali Bey’in adamlarının minareyi  savunamadıkları konuşuluyordu. Çatışmaları bittiğinde öğrenen Aslan Bey hemen 600  kadar askerlere caminin etrafındaki yolları kuşatma altına aldı.”  

12 Nisan günü elde edilen başarı halka moral vermişti.  

Minarenin yıkılmış olmasından memnun olmayan ve yüzlerini ekşiten Fransız  ordusunun subayları bu hareketle İslam dininin aşağılandığını düşünüyorlardı. Kolonel,  Rahip D. Nerses ve Hagop Muradyan’ı karargahına çağırtarak onlara çok sert biçimde  minarenin vahşice yıktırılmasını Türklerin dinine karşı yapılmış çok büyük bir saygısızlık  olduğunu söyledi. Ermeni temsilciler de daha önce atılan bombaların minarede delikler  açtığını söylediler. Kolonel diplomatik bir görevli olarak onlara akşam olanlar hakkında  sorular sordu ve onlar tam anlamıyla Askeri Merkeze olan sorumluluklarından dolayı  yalan söylemek zorunda kaldılar. Ve sonuçta minarenin doğal sebeplerden dolayı  yıkıldığını, Ermeni savaşcıların hiçbir şekilde bombalar kullanmadığını söylediler.  Böylece minare fırtınadan dolayı yıkılmış oldu.  

Nisan ayı yarılandığında Fransız takviye kuvvetleri Antep’e ulaştılar. Sözün kısası,  16 Nisandaki durum, çetelerin bulunduğu bölgelere yoğun bir şekilde bombalar düşüyor du. Çok geçmeden şehrin doğusundaki ve güneyindeki tepelere yerleşmiş olan Fransız  kuvvetleri gün boyunca Türk mahallelerini hedef alan bombardımana başlamıştı. Bu olay  Fransız ordusu ile Türk kuvvetleri karşı karşıya getiren ilk çarpışmaydı. Ermeni evleri  bayraklar asılarak, temizlik yapılarak aceleyle düzenlenmişti.  

17 Nisan günü Fransız Kolonel Bremond komutasındaki kuvvetler Kilis’ten  Antep’e geldi ve şehrin batı ve kuzey kesimlerine yerleşti. Böylece kuşatma başlamış oldu.    

BÜLBÜL ZADENİN EVİNİN ELEGEÇİRİLMESİ  

17 Nisan günü Ermeni savaşcılar 1. ve 2. savunma bölgeleri arasında sıkışıp kalmış  olan ve bu iki bölgeyi birbirinde ayıran Cemiyeti İslamiyenin lideri Bülbül zade Abdullah  Efendinin evine bir saldırı düzenleyerek burayı elegeçirdiler. Bu evden Ermeni savaşcılar  Kilis’ten gelecek olan 12 araba erzak gelene kadar bizi idare ettirecek kadar buğday, un,  fıstık gibi erzak da ele geçirdiler.  

Bombardıman devam ediyor, 18 Nisanda Fransızlar Türk mahallelerine bomba  yağdırırken Ermeniler Türklerden bir çok önemli yeri elegeçirdiler. Bu bombardımanlar  ve başarıların sonunda düşman yolun öbür tarafına atılmıştı.  

Avedis anılarında bu başarıyı şöyle anlatıyor:  

“Balıklı bölgesinde 1. ve 2. savunma bölgelerimiz arasında bu bölgeleri birbirinden  ayıran , zaptedilemez bir kale gibi bölgeye hakim konumda Bülbül zadenin evi vardı.  Şahsen o bölgeye giderek, oradaki evleri inceledim ve elegeçirilmesini istedim. Bu ev 

34 

bölgediki evlerden tamamen bağımsız bir konumdaydı. Sadece evin bir köşesi diğer evlere  bakıyordu. Fakat o eve ulaşabilmek için yakınındaki yedi evin de elegeçirilmesi  gerekiyordu. Evin bahçesinden bizim bulunduğumuz yer arası sadece bir taş atımlık  mesafedeydi ve evi ele geçirebilmek için gerekli hazırlıkları yaptık. Böylece yedi evi ve o  açık ve yüksek olan o yere ulaştık. 1. Bölgenin reisini bu iş için görevlendirdiğimde ona  şayet boru sesini bir defa duyarsan hücüma geç ve Bülbül zadenin evine saldır, yok eğer  üç defa boru sesi duyacak olursan 2. bölgeye çekilmesini söyledim.  

Yusuf Kahveciyan’ı evin duvarını delmesi için çağırdık. Adur alandaydı ve etrafı  dikkatle inceliyordu. Boru sesini duyduk ve bulunduğumuz mevziden ateşe başladık.  Yusuf hemen duvarda bir delik açtı. Askerlerden bir kısmı açılan bu delikten içeri girdiler  ve odalarda birilerinin olup olmadığını anlamak için birkaç el ateş ettiler. İçeriden hiç ses  gelmiyordu, askerler evin içine girerek bakır kazanların kapaklarını gürültülü bir şekilde  açıp kapayarak içlerinde saklanan var mı anlamaya çalışıyorlardı. Hrant Tabakyan ve  Yusuf evin içine girdiler ve oturma odası gibi kullanılan odaları araştırdıklarında oralar da  boştu. Çeteler bütün dikkatlerini 1. Bölgeden yaptığımız şaşırtma ateşlerine yoğunlaştır mışlardı. Bizim bulunduğumuz alanda onlardan hiç kimse yoktu. Fakat bizim ekip de çok  iyi bir şekilde çalışmaya devam ediyordu. Aniden alt kattan iki adam bir bomba atarak  bahçenin diğer tarafına doğru kaçmaya başladılar. Büyük bahçenin diğer tarafından  kaçtılar. Fakat kaçanlar bize bu büyük evin diğer odalarında da bombalı, tüfekli kişilerin  olabileceğini hatırlattı ve daha dikkatli hareket etmeye başladığımız esnada üst katta tavan  arasında açılan bir delikten bazı insanların kaçmaya yeltendiğini gördük ve ateş etmeye  başladık üç kişi ateş altında alanı bodan boya geçerek kaçtılar. Ev ele geçirilmişti. Şimdilik  ev ile yol arasındaki bağlantı kesilmişti, şimdi bu mevziyi kuvvetlendirmek gerekiyordu.  Bu hat iki ev dışında Ermenelin kontrolüne geçmişti. Ertesi sabah kalan bu evlerin de ele  geçirilmesi için üç defa saldırı düzenledik. 1. Bölgeden ateş kesildi. Kalan iki boş ev  geçirildi ve böylecece Türkler yolun öteki tarafına atıldı. Bülbül zadenin evi ele  geçirildiğinde 700 altın lira değerinde erzak ele geçirilmişti.”  

19 Nisan da De Lamothe uçakla Antep’e geldi ve Türklerden Fransız ordusu için  erzak istedi. Millicilerin komutanları bu isteği red ederek “Son kişi kalana kadar savaşa caklarını” söylediler. Aynı zamanda biz verdiğimiz sözü tutmuş, Ermenilerin erzak  sorununu da halletmiş ve çetelere karşı yaptığımız savaşlarda onlardan 13 tüfek ele  geçirmiştik.  

KOZANLIDAKİ ÇARPIŞMALAR VE KÜRT MAHALLESİNİN ELEGEÇİRİLMESİ    

20 Nisan’da büyük bir Frasız birliği Kilis’e gitti. Milli Dernek Antep’e erzak  getirmeleri için birkaç yük hayvanını ve yük arabasını onlarla birlikte gönderdi.  Diğer taraftan Askeri Merkezi Kurul, Kozanlı mahallesine bir saldırı düzenleyerek  oranın ele geçirilmesi talimatını verdi ve Ermeni savaşçılar kısa sürede bu emiri başarılı  bir şekilde yerine getirerek Kozanlı bölgesini ele geçirdiler.  

Avedis anılarında bu ele geçirme olayını şöyle anlatıyor: “ Albay Normand Antep’e  gelmeden, biz Paşa Sokağı bölgesindeki evleri birer birer elegeçirmiştik. Şeyh Camisini  başarılı bir saldırıyla Türklerden almış ve Kozanlının etrafını boşaltmıştık. 

35 

Fakat Kozanlı Karakolunda ve yeni inşa edilmiş olan okulun üzerinde Türk bayrağı  dalgalanmaya devam ediyordu. Kürt mahallesi de onların elindeydi. O mahalleyi ele  geçirmeye ve güney tarafımızı tamamen Türklerden temizlemeye karar verdik. Birkaç  mermi sıkan Kevork Parmaksızyan sokağı geçerek karakola ve oradan da okula ulaşıp  bayrakları aldı. O arada, bana laubali bir şekilde Keleş Hocanın evinden Ermenilerin  üzerine ateş edildiğini söylediler. Putatsi oradaydı. Hemen sokakağı geçerek adı geçen eve  doğru koştu. Bu arada gerçekten de iki mermi yanımızdan geçti. Evin sokak kapısına  vardığında tüfeğin dipçiğiyle kırdı ve içeri bir bomba attı. İçeri girdi. Yukarıdaki odalara  yedi basım basamakla çıkılıyordu. Odaya arka arkaya iki bomba attı. Bu arada Hrant  Tabakyan ve Hrant Adanalyan da oraya yetişti. Bomba ile parçalanan oda kapısından içeri  girdiklerinde her taraf toz bulutu içindeydi, odaya girdiler. İçeride kimseyi göremediler,  fakat arka pencereden kaçan bir gölge görebildik. Bu arada odayı tamamen duman  kaplamıştı. Odaya girdiğimizde pencereden bir adamın çukurlardan atlaya atlaya Mardin  tepenin eteklerindeki hendeklere doğru koştuğunu gördük. Gölgeyi kaybolana kadar  izledik. Vadideki kayalıkların arasında aylakların mesken tuttuğu girişi çok dar olan  mağaraya girdi. O mağaranın iç kısımlarına doğru bir bomba atılmasını düşündümse de  sonra bunun işe yaramaz bir girişim olacağına karar verdim. Çünki mağaranın içinin çok  geniş olmasına karşın giriş kısmının çok dar olduğu daha önce dikkatimi çekmişti ve  bombanın içeriye bir etkisi olmazdı. Kozanlı okuluna geri döndüğümüzde etraftaki  kuyuları ve çukurları dikkatle araştırdık, hiç kimse yoktu. Aynı zamanda bölgeye hırsızlık  ve yağma için gelen kalabalık birikmişti. Adur onları dağıtabilmek için epey çaba harcadı.  Hatta kalabalığı dağıtmak için silah çekmek zorunda kaldı ve insanlara kendilerine ait  eşyaları almalarına izin verdi.  

Aslan Bey çarpışmaları bittiğinde öğrenmişti, yol üzerindeki korunaklı yerlere  sığınan öfkeli kalabalık toplanmıştı ve bizden önce Kazım Hoca ve Keleş Hocanın evinden  kaçanlarda onlarla birlikteydi. Onların hayatını dikenli çalılar kurtarmıştı. Akşam  olduktan sonra ve gece boyunca ortalığa sessizlik hakimdi ve Türk tarafında endişeli bir  bekleyiş hüküm sürüyordu. Bu arada, ince ve dar olan Paşa sokağında birden bire siyah  kalpağıyla Aslan Beyi gördüğümde ona doğru iki el ateş ettim, çünki aynı siyah kalpağı  Bülbül zadenin evini ele geçirdiğimizde kaçarken görmüştüm.  

O günlerde General Gouraud, Sultanın iradesine ve Şeyh-ül –İslamın fetvasınına  göre Milli Kuvvetlerin yasal olmadığını ve 8 gün içinde tüm faliyetlerini durdurmaları  gerektiğini belirten bir rapor yayınladı. Bu rapor Türkçe basılmış bir bildiri olarak  dağıtıldı. Şeyh-ül İslam fetvasında Milli Kuvvetlerin hem kendi vatanlarına ihanet  ettiklerini, hem de Allah’a karşı gelmekte olduklarını belirtiyordu. Bu bildiriler Türk  mahallelerinde dağıtıldı. Ben ve Fransızlar bu bildirinin Türk fanatikleri arasında  ayrışmaya ve kendi aralarında kavgaya neden olacağını umut ediyorduk. Hiçbir sonuç  vermedi. Aksine Türkler bu bildiriye küfürlerle ve dalga geçerek cevap verdiler.  

General Lamot Antep’teydi, kritik öneme sahip Fransız kuvvetlerinin ve  Ermenilerin erzak ihtiyacının temini için Türk yöneticilerle yapılan görüşmelere özen  gösteriyordu.  

5000 insan gelecek erzak sandıklarını almayı bekliyordu. Ve erzak stoğumuzda  yaklaşık bir günlük stok kalmıştı, halkın elinde bulunanlar göz önüne alındığında şayet  dışarıdan erzak gelmediği taktirde beş gün daha dayanabilirdik. 

36 

Ve 22 Nisan günü erzak temin edilebilmesi için sürpriz bir durum ortaya çıktı;  Milli Dernek Ermeni zenginlerin de davet edildiği bir toplantı düzenledi ve bu toplantıda  çil çil 1000 altın lira toplandı. Bir diğer beklenmeyen gelişme zenginler yoksulların erzak  ihtiyaçlarını karşılayacaklarına dair söz vererek bir fon oluşturdular.  

Ermeniler yaklaşık bir aydır askeri bakımdan başarılı işler yapmışlardı. 25 Nisanda  gelecek erzak kervanıyla 130 çuval un, 12 tulum yağ, 10 balya sabun ve tuz gelecekti. Bu  erzakların parası Kilis Milli Derneği, H.B.E Derneği ve Khoren Bey Nazaretyan tarafından  karşılanmıştı. Bunlar erzağın teminindeki çok özel kişi ve kurumlardı.  

26 Nisan günü Albay Flye Saint Marie şu bildiriyi dağıtmıştı “ Antep Ermenileri;  Antepli Ermeniler göstermiş olduğunuz cesaret ve kahramanlıktan dolayı mutluyum ve  sizlere en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Sizin askeri cesaretlerinizi ve birlik olma  inancınızı tebrik ediyorum. Sizler şimdi iki özelliğinizi daha ortaya koymak zorundasınız,  bunlar soğukkanlılık ve ağır başlılıktır. Ben bütün gücümle yaklaşık bir ay boyunca  kaygılarınızı gidermek için uğraşacağım.”  

Fransız tankları 25 Nisanda Türk mahallelerine ulaşmışlardı. Türkler kazmalar ve  küreklerle onlara karşı durmaya yeltendiler, fakat kendilerinden yüz kat güçlü bu kuvvet  karşısında bir kurban gibi kaçtılar.  

BOMBA YANGIN VE MAYIN  

Kevork Barsumyan 27 Nisan -25 Mayıs arası gelişen olayları yaşadıklarını anlattığı  günlüğünde özetle şunları yazmış.  

“27 Nisan – Bugün Türkler bizim bölgenin üzerine akşam olana kadar devamlı ateş  ettiler. Karakoldan ve Musullu sokağından yapılan mitaryalöz atışları gecenin ilerleyen  vaktine kadar sürdü. General Normand’ın ordusu yorulmadan saldırıyordu.  

Flye Saint Marie’nin teyit ettiği bilgiye göre, bugün, onun yardımcısı Albay Abadi  bizim Askeriyeyi ve ele geçirdiğimiz bölgeri gezmiş ve Kürt mahallesinden Mardin tepeye  kadar barikat yaptığımızı gördüğünde yaptıklarımızı takdir etmiş ve buralara Fransız  askerlerini yeşleştirmeye karar vermiş. Barikat yapma işi için 400 işçi göndermiş.”  3. Bölgenin lideri Dr. N. Bağdoyan durumu şöyle anlatıyor:  

“Albay Normand, Adur ve Milli Dernek yetkilerinden birkaç kişiyle bizim bölgeyi  ziyarete gelmişlerdi. Kafile bizim bölgeninin arka kısmından, sınırdan içeri girecekleri  sırada orada nöbet tutan Corc Nazaryan kafileyi durdurup sınırdan içeri girmelerine izin  vermiyor, hiç kimsenin bölge liderinin izin almadan içeri girme ayrıcalığının olmadığını  söylüyor. Albayın yanındaki Merkez Kurul yetkilileri bu duruma sinirleniyorlar, hatta  bölgeye girmeye yelteniyorlar, fakat Nazaryan onları engelliyor, onlara bölge reisine  ziyaretçiler olduğunu bildirmeye gideceğini ve beklemelerini söylüyor. Albay kafilenin  tepkilerini izlerken, Doktoru böyle disiplinli ve görevine bağlı askerleri olduğu için takdir  ediyor. “  

28 Nisan da Normand kuvvetleri geri döndü. Bu Türkler için bölgelerini kaybede bileceklerini gösteren bir işaret oldu. 

37 

Fransızlar sabahtan öğlen saat 2’ye kadar o zamana kadar görülmemiş bir  yoğunlukta Türk bölgelerini toplarla bombaladılar. Bu bombalar bizim üzerimizden geçip  gidiyordu. Öğleden sonra saat 2.15’te top atışları kesildi ve biz Kendirciyanların evinin  balkonundan kuzey tarafımızdaki yangını görüyorduk. İnsanlar kovalarla yangını  söndürmek için koşuşturuyorlardı. Türk bölgesindeki halkın büyük çoğunluğu önce  Numan Hayati’nin evindeki yangını söndürmeye uğraşıyordu. Birdenbire yangın Maarif  Gazinosuna sıçradı. Bu arada top atışları devam ederken düşman da elinden geldiği  kadarıyla bu atışlara karşılık vermeye çalışıyordu, fakat bombardıman şiddetlendiğinde  sesleri solukları çıkmaz oldu.  

Bu yüzden Türkler karşılık olarak bizim güney doğu tarafımızdaki Arapkililerin  değirmenin yanınıdaki meyhaneyi yaktılar. Öfkeli kalabalık ve askerler sakinleşmiyor lardı. Daha sonra, saat 6:30 gibi yangın Çınarlı Camisinin bitişiğindeki Fotoğrafçı  Turan’nın dükkanına ve bitişiğindeki evine , gece saat 10 civarı Su Burcundaki  Antilyanların ekmek fırınına ve bitişiğindeki evlerine sıçradı. Ki burasını elinde  bulunduran düşman güçlü bir mevzi kazanmış durumdaydı. Patlayan bombalarla yanan  bu yerlerin gürlemeleri şehrin her tarafından duyuluyordu. Bizim Ermeni bölgesi daha da  heycanlanmıştı, insalar bu yangın için sevinmiyorlardı. Çarpışmalardan sonra öğrendiği mize göre düşman atılan bombalarla çok sayıda kurban vermişti. Antilyanların evinin  duvarında parçalanmış beyin izleri görülüyordu ve etrafta 10 kadar ceset vardı.  

Bugün yakaladığımız Türk kadın casustan aldığımız bilgiye göre Türkler 5 adet top  getirmişler.  

Bu acıklı durumu şöyle özetleyebiliriz, bir tarafta Ermeni gençlerinin büyük bir  bölümü göğüslerini düşman kurşunlarına siper ederken, diğer tarafta bazıları Fransız  askerleriyle eğlenceler düzenleyip onlarla birlikte buradan kaçıp gitmenin planlarını  yapıyorlardı. Milli Dernek ve Askeri Merkezi Kurul yetkilileri Albay Abadi’ye başvurarak  bu gibi hoş olmayan eğlencelerin engellenmesini istediler. Albay onlara Milli Derneğin ve  Askeri Merkezi Kurulun izini olmadan böyle etkinlikler yapılmayacağı sözünü verdi. Bu  arada Albay Flye Saint Marie döneminde aksayan kaçakların ve kanuna karşı gelenlerin  yakalanması işlemi de tekrar başladı.  

29 Nisan – Bugün dönemin Türk Kuvvetler Komutanı Seyfullah tarafından  imzalanmış, Ermenilere, Dr. Shepard’a ve Albaya göderilmiş üç ültimaton aldık.  Ermenilere yazılan: “Türk halkına yapılan bu korkunç zulüm affedilmeyecektir.  Antepli Türkler, baş kaldıran yüzlerce Ermeniye gerekli dersi verebilecek kudrete  sahiptir. Teslim olmanız için 24 saat süreniz var. Aksi taktirde Maraş’da soydaşlarınız nasıl  cezalandırıldıysa ayni akibet sizin de başınıza gelececektir. Sizin umut bağladığınız  Fransızların durumu hiç iyi değil. Normand kuvvetlerinin yarısı doğrandı ve kalan yarısı  da ihanet ederek kaçtılar. Öfkemizden ve gazabımızdan kurtulmak için asilik edenlerle  birlik olmayarak, asilikten vazgeçerek bu şehrin sadık vatandaşları olmanız sizin için daha  iyi olacaktır.”  

Dr. Shepard’a yazılan: “ Siz, bizim ile Fransızlar arasında arabulucuk yapıyordunuz,  bize göre en kısa zamanda bu görevi bırakacaksınız, aksi taktirde en sert şekilde cezalandı rılacağınızı bildiriyoruz.” Ve fazla gürültü patırtı çıkmadan Doktor Amerikaya gidiş  hazırlıklarını yapmaya başladı. 

38 

3. tehdit ültimatonu Albay Normand’a gönderilmişti ve 24 saat içinde kenti terk  etmeleri isteniyordu. “ Akis taktirde Urfa’da 400 askeriniz nasıl doğrandıysa, yine öyle  acımasızca doğranacaksınız.”  

Milli Dernek her kesimden konuşmacıların katıldığı bir toplantı düzenledi, gelen  ültimatona niyetlerini şu cevabı yazarak bildirdiler : “ Bizler Osmanlı Devletine başkaldı ran asiler değiliz, fakat sadece bize saldıran Milli Kuvvetler dediğiniz çetelere karşı  kendimizi koruyoruz. Tanrının da yardımıyla son nefesimizi verene kadar çetelere karşı  savaşmaya ve varlığımızı korumaya hazırız.”  

Bu mektup henüz gönderilmemişti; öğleden sonra Türkler önce bir saat kadar  Fransız mevzilerini ve yarım saat sonra da Ermeni mahallelerini top atışına tuttular. İlk  bomba Ermeni Kilisesine, ikinci bomba Amerikan Hastanesinin bahçesine düştü ve sonra  sürekli olarak Balıklı, Akyol, Tepe Başı bombalandı. Bu bombardımanda 10 yarılı ve 1 ölü  verdik. Fransız topları ve dağ topları hemen bu atışlara karşılık vermeye başladı.  Öfkelenen Türkler bizim kuzey tarafımızı sürekli bombardımana başladı. Fakat bütün bu  girişimlere direndik, bombaların çoğu da hedeflerini tuturamamışlardı.  

30 Nisan- Seyfullah’ın ültimatonuna rağmen bugün yaylım ateşi oldukça zayıftı.  Gündüz dikkat çeken tek hareket Çınarlı Camisini yıkık kubbesinden fırlatılan birkaç  bombaydı. Akşam, içerisinde birilerinin olduğuna dair herhangi bir belirti olmamasına  rağmen, ön tarafımızı daraltığından dolayı her zamanki vakitte boğucu gaz bombası attık.  

Bugün Türkler, Balıklıda evlerin ve dükkanların önünden yeniden saldırı  girişiminde bulundular; fakat bizim uyanıklığımız ve anında sert bir biçimde karşılık  vermemizle başarılı olamadılar.  

Seyfullah’ın ültimatonuna verdiğimiz cevap üzerine Mutasarrıf Sabri tarafından  imzalanan şu not geldi. “ Sizin söylediğinize göre Osmanlı vatandaşı olmaktan vazgeçmiş  değilsiniz. Öyleyse 4 saat içerisinde bölgenizde dalgalanan Fransız bayraklarını indirin.  Yerinizde kalacaksanız fazla oylanmayın. ”  

Mayıs 1- Türklerin cüretkarlığı arttığından dolayı Kilis’ten bir askeri birlik daha  getirildi. Türkler, Koleje ve Mardin tepeye kuvvetli bir saldırı girişimde bulundular, fakat  Fransız askerlerinin toplarla ve mitaryalözlerle karşılık vermesi üzerine geri püskürtül düler. Türkler Balıklıdaki evlerin önünden bizim bölgelere ateşe başladılar.  Özgürlüğümüz her zaman tehlikedeydi, bu süre boyunca çözüm kendi ellerimizdeydi,  barikatların önündeki bütün tahtaları ateşe verdik. Artık kuzey tarafımızdaki düşmanı  görebiliyorduk. Düşman yaylım ateşiyle Kendirciyanların, Patanyanların ve diğer evleri  ele geçirmişdi. Ele geçirmişlerdi fakat yoğun biçimdeki yangın onların orada fazla kalma larına olanak vermedi. Bir an içinde azalan alevler bizim orayı tekrar ele geçirmemizi  sağladı.  

Mayıs 2 – Bu sabah Türkler Kolej’e, Mardin Tepeye ve Kurban Babaya saldırdılar.  Saat 11’de Fransızlar Mardin tepeyi yoğun top atşına tuttuktan sonra Kurban Babaya  saldırdılar. Oradaki Ermeni mezarlığına yerleşip siper aldılar; Türkler de Mardin Tepeye  saldırıya hazırlanıyorlardı. Fakat Kolejden yapılan top atışlarıyla mecburen geri çekilerek  Kurban Babayı da boşalttılar.  

Bu geri çekilme üzerine öfkelenen Türkler toplarıyla Ermeni mahallelerine 30 dan  fazla bomba attılar.Fakat şans eseri hederlerinin çoğunu tutturamadılar. Akşam Balıklıda  sadece Kuyumcu Srabionyanların evi sağlam kalmıştı. 

39 

Gece Koleje yeni bir saldırı yapıldı. Fransız topları gürlemeye başladığında saldırı  girişimi Ermeni bölgelerinden de hissedildi. Bombaların, silahların ve topların gürlemeleri  gece yarısına doğru kesildi. Fransızlar şehrin üzerine 100 den fazla bomba atmışlardı. Gece  yarısından hemen sonra Ermeniler, Fransızlar ve Dr. Shepard, Kılıç Ali ve Seyfullah  tarafından imzalanmış nota aldılar.  

Ermenilere yazılan notada: “Şayet yarın öğle vaktine kadar bütün Ermeni  bölgelerine Türk bayrağı çekerek teslim olmazsanız, Ermeni mahallelerinin hepsi  bombalarla yıkılacaktır.”  

Dr. Shepard’a hasteneden Ermenileri ve Fransızları çıkartması emrediliyordu. Ve  Fransızlara 3 Mayıs saat 12’ye kadar bulundukları mevzileri boşaltarak şehirden ayrılma ları halinde kendilerine saldırmayacaklarının garantisi veriliyordu.  

Mayıs 3, Tehdit etmelerine rağmen öğleden sonraya kadar her hangi bir saldırı  yapılmadı. Akşam saat 8:15 de Türkler Kolej ve Mardin Tepeye şiddetli bir saldırya  geçtiler, fakat Fransızların korkunç top atışları altında geri çekildiler.  

Milli Dernek şehrin yönericisine özetle şöyle bir yazı gönderdi: “Biz, Kılıç Ali ve  Seyfullah tarafından imzalanmış, ilişikte kopyalarını gördüğünüz iki üç tane tehdit  yazıları aldık. Biz, sizin yönetimdeki durumunuzu ve yetkilerinizin sınırını merak  ediyoruz. Bizler, onların Türk yönetimini temsil ettiklerinden kuşkulanıyoruz. Eğer siz  yönetemiyorsanız, bizim yolumuz onlarla bizim durumuzu hakkında 2. Yetkiliyle birlikte  açık açık konuşalım.  

Bu yazıya cevap olarak yardımcı yönetici Sabri tarafından imzalanan her zaman  olduğu gibi kısa bir yazı aldık. “ Sizin isteklerinizi biliyorum, herkesin günahı kendine,  size karşı gelişen milli duyguları körükleyenleri hepimiz biliyoruz, fakat bazıları  anlamıyor. Efendim her insanın, her milletin bazı şeylere karşı çıkma hakkı vardır.”  

Mayıs 5-10, Türkler Ermeni mahallelerini bombalayarak 10 dan fazla masum çoçuk  ve kadını öldürdüler. Fransızlar bu saldırıya hiçbir cevap vermediler. Askeri birliğin nakli  geçikmişti, aynı zamanda yiyecek ve cephane ihtiyacı da daha yoğun bir şekilde  hissedilmeye başlamıştı. Arap habercinin 6 Mayısta getirdiği bilgiye göre Fransız askerleri  Kilis’ten ayrılıp Sineb’e ulaşmışlardı, fakat yol çeteler tarafından tuttulduğundan dolayı  yola devam edebilmek için yardımcı kuvvetlerin gelmesini bekliyorlardı. Bununla  birlikte, diğer taraftan Mayısın yedisinde gelen uçağın getirdiği bilgiye göre Kilis’ten  askerlerin yarıdımına gitmek için hiçbir birlik ayrılmamıştı. Daha önce gelen başka bir  uçak Sultanın bildirisini getirip Türk bölgesleri üzerinden atmıştı, fakat atılan bu  bildirilerin büyük çoğunluğu anında toplanıp kırmızı paket yapılarak geri gönderilmişti.  

Top sesleri sürekli olarak duyulmaya başlamıştı. Bu da bize yiyecek ve mühimmat  getiren Fransız birliğinin çok yakında ulaşacağını düşünmemizi sağlıyordu.  Mayıs 12, Top sesleri daha az geliyordu. Öğleden sonra bir uçak geldi. Bunun  getirdiği bilgiye göre Kilis’ten ayrılan 1500 kişilik tümen çeteler yolu tuttuğundan geri  dönmüşlerdi. Bu büyük haber Ermenilerin morali bozulmasına sebep oldu. Fransızlar  erzak sıkıntısını gidermek için 5000 kilo un ve daha fazla mühimmat vereceklerine dair  söz vermişlerdi.  

Uçak ayrıca Normand’nın Urfa’da Türk ordusuna karşı büyük bir başarı elde ettiği  bilgisini de getirdi. 

40 

Mayıs 13-14, Savaş yer altına taşınmıştı. Düşmanın Çınarlı camisinin altından ileri  doğru ilerlediğinden bir haftadır şüpheleniyorduk, bu endişemizde haklıymışız. Biz de  hemen daha hızlı ve hırslı çalışmaya başladık.  

Zaman hızla geçti ve 15 dakika sonra yerlerine yerleştirilen patlayıcalar patladı,  fakat çok şükür ki fazla hasara sebep olmadı. Sadece Leylekyanların evinin bir köşesi zarar  görmüştü. Biz patlayıcılarla açılan delikten hızla saldırıya geçtik.  

Bununla birlikte biz cami duvarına ulaşarak oraya çukur kazıp Fransızlardan  aldığımız 10 tane 75lik obüs bombasını yerleştirdik. Türkler duvar boyunca büyük bir  tünel açmışlardı. Hemen akabinde bizim 2. zemin kata doğru açılan bir tüneldeki  patlayıcılar patladı, fakat fazla hasara sebep olmadı. Bugün ve takip eden günlerde zor  koşullarda tünel kazmaya devam ettik, başka bir süprizle kaşılaşmak istemiyorduk.  Türkler hiddetlerinden Allebenin kıyısındaki Kürkçüyanların delibini ve Sarkis Ağanın  un değirmenini yıkıp ateşe verdiler.  

Mayıs 15, Bugün çatışmasız geçti. Gece Türkler caminin kubbesindeki yarıktan  Leylekyanları evini ve bitişiğindeki Fahrinin evini ateşe verdiler. Biz büyük uğraşlardan  sonra alevleri söndürmeyi başardık. Kurşunlarla harap olmuş evlerin üzerine şişelerdeki  gaz bombaları attık, Türkler gece yarısına kadar evleri ellerinde tutmak için çabaladılar,  fakat yoğun tüfek atışları karşısında geri çekilmeye mecbur oldular. Düşman çarpışma larda zaman ayarlı bombalar kullanıyordu, fakat bazı zamanlarda geri çelilen fitillerden  dolayı camide patlıyorlardı, bazılarıda hiç patlamıyordu.  

Mayıs 16, Suburcu Camisinin ahşap minaresini ve bitişiğindeki dükkanları ateşe  verdik. Türkler ağır bombalar kullanıyorlardı, bu da yakın zamanda yeni mühimmat  temin ettiklerini gösteriyordu.  

Sonra, günün yarısına doğru Milli Kuvvetler komutanı Demirtaş tarafından  imzalanmış bir bildiri aldık, bunda Ermenilerin altı yüz yıldır Türklere sadık olduklarını  ve Ermenilere karşı ne kadar müşfik davranıldığını belirtikten sonra “ Bundan dolayı,  sözün kısası Milli yönetime teslim olmalısınız, aksi taktirde açlıktan öleceksiniz ” şeklinde  bir şeyler yazılmıştı.  

Fransızlar vermiş oldukları sözü yerine getirdiğinden 5000 kilo erzak aldık, her üç  gün için 100 kilo. Bu miktardaki erzak Milli yöneticileri memnun etmemişti, halkın ileri  gelenleri daha fazla miktarda erzak temin edeceklerini sanıyorlardı.  

Açlık kendini her yerde daha fazla göstermeye başladı. Askerlere kendileri için  sabahları iki kepçe çorba, diğer öğünler için 275 gram ekmek ve 75 gram kuru üzüm veya  150 gram fıstık veriliyordu. İlk olarak, özellikle yağ ve zeytiyağı az bulunur oldu. Tuz  temin edebilmek için fırınları yıkmak gerekiyordu ve onlarda tuzu yerin altına saklamış lardı. Yeşil sebzeler, soğan, sarımsak, fasülye tedarik etmek için, birkaç tane sebze  bulabilmek için insanlar hayatlarını tehlikeye atarak Antep’in yakınlarındaki sebze  bahçelerine gidiyorlardı ama çok azı başarılı olabiliyordu. Bir askerin yedi sekiz adet  fasülye, bir soğan veya sarımsak hakkı vardı. Ve bu askerler Allah’ın şanslı kullarıydı.  

Mayıs 17-22, Yaylım ateşi her zaman için devam ediyordu, yine de yoğunluğu fazla  değildi. Türkler eski geleneklerine uyulayarak Çınarlı camisinden Ramazanda top  atıyorlardı, fakat herhangi bir zarar vermiyordu. Mayınlar her zaman için öncelikli mesele  olmuştu, özellikle Balıklı tarafında. Türkler küme küme bulundukları mahalleleri terk  etmeye başlamışları ve Fransızlar da oraları top atışına tutuyorlardı. 20 Mayısta gelen uçak 

41 

“çok yakın zamanda Normand ve Bievor sizi özgürlüğünüze kavuştracak” haberi  getirmişti. Ve 21 mayısta gelen bir başka uçak Kilisten 5000 den fazla askerin yola çıktığı  haberini getirmişti.  

Top atışları, fakat çok kuvvetli. Milli Dernek ve Askeri Merkezi Kurulun üç lideri  yani “Milli Konsey” ayın 18’inde toplandı ve genel durumu gözden geçirerek bütün halkın  bol gıdaya kavuşması için çalışılmasına karar verdiler.  

Mayıs 23, Gece Fransızlar Kolej civarından, Kurban Babaya ve Azez yokuşuna  saldırdılar. Sabah gelen uçağın getirdiği habere göre Kilis yolunda on saatlık bir  çarpışmadan sonra yenilen çeteler kaçmış, onları kovalayan Fransızların çok yakında  şehirde olacağı söylentisi etrafa yayılmıştı. Gerçekten de öğle vakti öncü birlikler şehire  ulaşmışlardı. Albay Abadi Türk yetkililerine bir mektup yazarak bulaşma talep etti  

Askeri birliğin nakliyesi sonunda tamamlandı, bize yaklaşık 15 ton yiyecek  maddesi getirmişlerdi. Gece bir yolunu bularak geride kalan 10 arabayı almak için  girişimde bulunduk, bunlardan 7 tanesini ele geçirdik ama 3 tanesi Türklerin elne geçti.  Söylentiye göre çarpışmalar esnasında Türkler alıkoymuşlardı. Fakat bunların da çoğunu  ele geçirmemiz bizi fazlasıyla memnun etmişti.  

HOVSEP PORPOSYAN’IN ŞEHİT EDİLMESİ  

20 Mayıs 1920’de Türk çeteleri Hovsep Porposyanı şehit ettiler. Dr. L .K. Dağlıyan  anılarında bu katliam olayını şöyle anlatmış:  

“Onun sayesinde Antep’te çarpışan askerler için bir çok malzeme ve erzak temin  edilmişti; onun Halep’te özverili çalışmaları sayesinde sandıklarca Amerikan yardımı  sağlanmış ve otomobillerle Kilis’e getirilmişti. Antep’e kadar olan nakliye işlemi de  Fransızlar aracılığıyla yapılacaktı. Bir hafta önce 3500 kişilik bir askeri birlik bu yoldan  geçemeyip geri dönmüşlerdi, bu sebepten yola çıkış iznini Fransızlar veriyordu. 6000  kişilik yeni bir askeri birlik yola çıkacaktı ve bu özel durum bize yardım sandıklarının  daha güvenli bir şekilde nakletmek için avantaj sağlayacaktı. Yardımların zamanında  Antep’e varmasında iki kat daha başarılı olacaktık.  

“Mayıs 10, Askeri birlik şafak vaktinden sonra Kilis’ten ayrılmıştı, onlar ayrıldıktan  4-5 saat sonra saat 2’de Kilis’e Halep’ten bir otomobille iki Amerikalı geldi. Bizim kafile,  otomobili kullanan Amerikalı Netsen (Halep Yardım heyeti mali işler sorumlusu) Lovi  Hekimyan (Netsen’in yardımcısı), Hovsep Potposyan (Milli Dernek temsilcisi), ben ve iki  Türk polisi onları karşıladık. Netsen ve Hekimyan Amerikan askeri üniforması  giymişlerdi, ben de üniforma giydim ve Potposyan sivil kıyafet giymişti. Askeri birlik  geceyi Kazanlı köyünde geçirecekti ve biz bir saatte oraya varabilirdik.  

Acele ediyorduk. Otomobil uçuyordu, fakat aniden bir patlama duyduk. Bizim  otomobilin motoru harap olmuştu. Tehlikeli bir bölgedeydik, fakat Netsen çabuk karam sarlığa kapılan karakterde biri değildi ve onlardan hiç birinin otomobil tamiratı hakkında  hiç deneyimleri yoktu, ama bizim aramızada da anlayan kimse yoktu. Hekimyan  küçüklüğünde Amerikaya gitmiş ve orada yirmi sene yaşamış olmasına rağmen Amerikan  dilini Türklere özgü bir aksanla konuşuyordu, böylelikle herhangi bir kimse onun  Amerikalı olmadığını kolaylıkla anlardı. İki polis de onun Amerikadan geldiğini biliyordu. 

42 

Hekimyan polislerin biri ile birlikte Kilis’e haber göndermek için en yakın köy olan  Oylam’a gittiler.  

Hekimyan polisle birlikte köye henüz ulaşmışlardı ki, burada tüfek patlama sesleri  duyduk. Az sonra mermiler yağmur gibi yağmaya başladı. Etrafları sarılmıştı. Tehlike  kaçınılmazdı. Yolun kenarındaki taşların arkasına saklandık. Bir tüfek ve bir de  tabancamız vardı. Çatışma hissediliyordu, fakat tahminime göre kimse bunu istemiyordu.  

Az sonra iki kişi ortaya çıkarak bizim bulunduğumuz taşların önüne geldiler. Polis  hemen yanıma yaklaşarak tabancayı mendile sarmamı, ses çıkartmamamı ve silah  olmadan kavga etmemiz gerekebileceğini söyledi. Polis bu adam gavur değil, bu Amerikalı  diye bağırdı. Porposyan askeri kıyafet giymemişti, İngilizcesi de iyi değildi ve birazcıkta  aksaktı.  

Yaklaşık 400 civarında asker ve çeteden oluşan topluluk bizi etkisiz hale getirdi ve  Porposyanı acımasızca dövmeye başladıklarında ben “Amerikalı” diye haykırdım.  O zamana kadar, Hekimyan’nın silah seslerini duyduğunu düşünüyordum, fakat  sakin olmanın dışında yapacak başka bir şey yoktu; birden köy muhtarı ortaya çıktı. Bir  Amerikalı ve bir polisin hükümetten yardım istediklerini söyledi. Köy muhtarı ve  Hekimyan, arkadaşımız polis, atlarıyla ortaya çıkarak bize doğru geldiler, ama çeteler  anında polisi atından indirdiler ve “gavur” taraftarı diye bağırmaya başladılar. Bu polis de  bizim Amerikalı olduğumuzu söyledi.  

Bu söylem onları etkiledi fakat Kilis’ten gelen bir zırhlı otomobilinden makine  tüfekle üzerlerine ateş edildiğini söyledi, birdendire otomobili bıraktılar ve bizi koşarak  vadinin içine doğru götürdüler. Zavallı Porposyan’nın koşmaya çabalarken çektiği acı  kelimelerle anlatılamaz.  

Sonunda dar ve derin bir vadiye vardığımızda “Paşa geldik” diye bir çığlık attılar.  “Polat” paşa, o bölgedeki Milli kuvvetlerin, çetelerin komutanıydı.  

Sorgulamalar başladı. Biz ısrarla Amerikalı olduğumuzu söyledik. Porposyan  hastalık nedeniyle Halep’ten ayrıldığını ve şimdi köyüne dönmekte olduğunu söyledi.  Paşa ikna olmuştu. Attan aşağı inmemizi emretti, ve bizden tarafa dönerek eşyalarımızı  indirmemizi buyurdu. Ve fotoğraf makinası, iki tabanca, teleskop gibi birkaç parça hariç,  diğerlerini tekrar yerine koymamızı buyurdu. Atların bağlanmasını ve kamp kurulması  emrini verip Porposyan’a yöneldiğinde sabah olmak üzereydi. Zavallı Porposyan kayıp  olmuştu. Bizden ayırıp onu öldüreceklerdi. Ve onu öldürdüler.  

Sabah saat 2 de karagaha ulaştık. Bizi yeniden sorguya çektiler. Biz daha fazlasını  bekliyorduk ve kendimize güvenimiz gelmişti, fakat paşayı kandıramadık. Paşa bundan bir  ay kadar önce yine bu yolda adları Jansın ve Peri olan iki Amerikalının daha öldürülmüş  olduğunu anlattı ve bu insanların neden buralarda olduklarını, bu olayın Amerikadaki  yankılarını sordu. Paşa Amerikalıları kendilerinin öldürmediğini, bu işi Ermenilerin  yaptığını ve onların yüzlerce zavallı Türkü öldürdüklerini anlattı. Bana sen korkmuşsun  dedi. Ve bizim kağıtlarımızın ve diğer eşyalarımızın geri verilmesini buyurdu. Ayrıca  Porposyan’ın yaşadığını, buraya gelmek üzere olduğunu söyledi, fakat belli ki yalan  söylüyordu.  

Ve yarım saat kadar sonra, Hekimyan atlı muhafızların eşliğinde göründü. Hayatta  kalmıştık. Ve hemen Kilis yoluna çıktık, fakat yazık ki acımasızca şehit edilen zavallı  Porposyan tabutta taşınıyordu. 

43 

Takip eden öğleden sonra Türklerin koruduğu bölgeyi geçemediklerinden Antep’e  gidemeyen Fransız birliği Kilis’e geri döndü.  

TERK VE DÜŞ KIRIKLIĞI  

Mayıs bitti. Yeni gelen Fransız kuvvetleri talimlerine başladılar, Albay Abadi’nin  yaptığı düzenlemeyele en az 5.000 Ermeninin yiyecek sıkıntısı olmaması için Fransızlarla  birlikte kentten gönderilmesine karar verilmişti. Ayrılanların nakliyesinden dolayı araçlar  sayısı da eksilmişti.  

Bu haber Ermenileri sarstı. Kargaşa had safhaya ulaşmıştı. İki aylık çarpışmanın  sonu kaçmak mı olacaktı? Antep’in akibeti de Maraş gibi mi olacaktı?  Milli Dernek geniş katılımlı bir toplantı düzenledi, bu kederli ve umutsuz toplan tıda 1,000 yetimin, 2,000 mültecinin ve yerli halktan öz savunma savaşına katılamayacak  kadar güçsüz olan 200 kişinin kentten gönderilmesine karar verildi. 25 Mayıs akşamı  yaklaşık 4,000 kişi Zerdalilikte toplanmıştı. Türk topları kalabalığın üzerine 3 bomba attı,  şans eseri atılan bu bombalar patlamadı. Fransızla iki taraftan karşı ateşe başlayarak Türk  toplarını susturdu.  

Gece yarısı, askeri araçlarla Binbaşı Debieuvre komuta ettiği askeri birlikle beraber  yola çıktılar.  

Abadi ertesi gün 5,000 kişinin daha kentten gönderilmesini emretti. Bu kentten  gönderilen üçüncü Ermeni kafilesiydi.  

Düş kırıklığı iyice artmıştı. Halk “lüzumsuz eşyalarını (mobilyalarını)” taşıyama yacaklarından ortalığa dökmüş ve satıyordu. 1915 sürgününde yaşananlardan tek fark bu  defa Türkler Ermeni mallarını daha düşük fiyata satın almalarıydı.  

İki gün sonra, 27 Mayısta Komutan Lamond bir uçakla Antep’e geldi, ortalığa bu  gece Kilis’e yapılacak göçün güvenli olduğuna dair söylenti yayıldı; Ceyhan’dan Mardin’e  kadar olan cephede Fransızlar hakimiyetlerini sağlamışlardı ve korkmak için hiçbir sebep  yoktu. Göçün tek nedeni yiyecek maddesi sıkıntısıydı. Komutan, Latin Manastırını ve  Ermeni bölgelerini ziyaret etti ve yapılan hazırlıklardan haberdar olduğunda memnuni yetini belirtti. Ama Askeri Merkezi Kurula yeni çarpışmaların kaçınılmaz olacağını,  kendilerine barikatların gerisinde ikinci bir savunma hakkı oluşturmalarını söyledi.  

Ertesi gün bir uçakla gelen Komutan Gouraud, Milli Dernekte yapılan toplantıda  Ankara ile yapılan görüşmeler neticesinde M. Kemal’le ateşkes anlaşması imzalandığını  ve bu mütarekeye göre 20 gün ateşkes ilan edildiğini anlattı. Bu müterakenin hükümle rine göre Antep tahliye edilecek. Fransızlar bu bölgedeki Ermenileri gizli gizli koruyup  gözeteceğini söyledi.  

Mayıs 29, Komutan Lomat yeniden uçakla Antep’e geldi ve Albay Abadi’nin  refakatinde Ermeni askeri birliklerini ve özellikle de Milli Derneği ziyaret etti. Orada  koşullar hakkında verdiği bilgilere göre bu durumun M. Kemal yönetimi tarafından teklif  edildiğini, fakat halkın endişelenmesi için hiçbir sebep olmadığını, eğer Türkler, Fransız  koşullarına karşı gelirlerse çarpışmaları sürdürmeye hazır olduklarını belirtti. Ateşkes  hükümlerinden bir de Ermeniler yiyecek maddelerini mütareke süresince Türk bölgele rinden temin edebileceklerdi. 

44 

Aynı gün öğleden sonra Fransız askeri karargahına davet edilen Türk temsilciler  Mutasarrıf Celaleddin ve “Antep Askeri Kuvvetle Başkanı” İrfan Bey ile mütareke  koşulları müzakere edildi.  

Akşam Fransızlar Ermenilere şu yazıyı gönderdi: “Mayıs ayının 29’unu 30’una  bağlayan geceyarısından itibaren düşman ile ateşkes yapılmıştır.” Bu kararnameyi Antep  bölgesi komutanı Albay A. Abadi, Mutasarrıf Celaleddin ve Binbaşı İrfan Bey  imzalamışlardı  

Bu kararname Askeri Merkezi Kurul tarafından bütün bölgelere bildirildi.  Ertesi gün düşmanlar hiç olmazsa geçici olarak ateşkesmişlerdi. Türkler kentin  dışındaki sebze bahçelerine (bostanlara) geldiler; hatta Ermenilerle sohbet bile ettiler.  Albay Abadi, Milli Dernek ve Askeri Merkezi Kurul temsilcilerini yanına çağırarak  onları içinde bulundukları durum hakkında bilgilendirdi, askeri bölge olarak ellerinde  sadece Mardin tepe ve Kolej kalmıştı. Bu koşullar altında Ermeniler ya kendi yerlerinden  göç eddecekler ya da Millicilerin egemenliliği altına gireceklerdi.  

Öyle görülüyor ki Fransızlarla Türkler arasında yanlış anlaşılma vardı. Türkler M.  Kemal’in isteğinin Fransızların sadece şehir merkezinden değil tüm kentten ayrılması  olduğunda ısrar ediyorlardı, ama Fransızlar da kendilerine bildirilen sadece şehir  merkezinin tahliyesi olduğunda ısrar ediyorlardı.  

Ermenilerin durumuna gelince. Eğer Fransızlar hepten ayrılmaz ve sadece şehir  merkezinden ayrılacak olurlarsa yeterli olur ve Türkler kolaylıkla Ermeni barikatlarını  geçer ve Ermenilerin içine yerleşirler. Bu durumda önce ne yapılmalı?  

Milli Derneğin kilisede ilk akşamdan başlayıp gece yarısına kadar süren toplantı sına kentte ileri gelen yaklaşık 100 kişi katılmıştı, ama halk kilise bahçesinde toplanmış  çıkacak kararı, bitkin ama azimli bir şekilde bekliyordu. Toplantıya katılanlar bir sonraki  tahliye işleminde ne kadar erkeğin tahliye edileceklerden ayrı tutulmasının uygun  olacağına karar vermeye çalışıyorlardı.  

Mayıs 31, sabah Milli Dernek ve Askeri Merkezi Kurul temsilcileri gece yapılan  toplantıda alınan kararları Albay Abadi’ye bildirmek için huzuruna çıktılar. Ermeniler  ‘mevcut durumlarını korunmasını ve iyileştirilmesini’ aksi bir durumda ise Antep  Ermenileri 3 partide kentten tahliye edilecekti. Albay mevcut durumun korunmasının  imkansızlığını ve insanları 3 kafile halinde tahliye etmenin nakliye araçlarının yetersiz  olduğundan dolayı zor olduğunun farkındaydı. Kendisi sadece çok sınırlı sayıda nakliye  aracı sağlayabilirdi ve insanlar yürümek zorunda kalacaklardı ve yanlarında sadece değerli  eşyaları olacaktı. Bunlar sorunların bir kısmıydı.  

İnsanlar ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Düş kırıklığı, şaşkınlık, belirsizlik.  Sadece öz savunma savaşında her hangi bir şekilde katkıda bulunamayacakların  kentten ayrılmalarına izin verilecekti. Bu kararın neticesinin Türklerle yeniden çarpış maya başlanacağını ve Fransızların tamamen tarafsız kalacakları biliniyordu.  Ahalinin yaptığı hazırlıklar büyük göçte yapılanlara benziyordu. Bir çoğu ne  yaptığını bilmeden cahilce kararlar verdi. Halk arasında egemen görüş göçün kaçınılmaz  olduğuydu. Bu yapılanların haricinde Milli Dernek insanları yapmak istediklerinde  serbest bırakmıştı. Referandum.  

Ve Apolistik Ermeniler Haziranın birinci günü öğleden sonra Protestan Ermeni lerle 1. protestan kilisesinde bir araya gelerek alınan kararları anlattılar. Sorunları 

45 

tartıştılar. Askeri Merkezi Kurul adına ateşli bir konuşma yapan Adur Levonyan orada  bulunan bazı insanlar tarafından kınandı ve göçmek istemediklerini söylediler. Rahip H.  Nerses aynı anlama gelen Taşnaksutyun (E.D.F.) tarafından hazırlanan bir bildiri okudu.  Sonunda hep birlikte göç etmeyerek, son nefeslerine kadar konumlarını korumaya ve bir  avuç Ermeni toprağından vazgeçmemeye karar verdiler.  

Bu çok önemli karara halk çok memnun oldu ve moralleri düzeldi. Endişe bitmişti,  insanlar manevi olarak yenilenmişlerdi. Sokakları hizmetçiler hemen temizledi ve  sükunet her tarafa hakim oldu. Amerikalıların koruması altında 1000 yetim ve 400  Antepli olmayan Ermeninin kentten ayrılmasına özel izin verilmişti. Gece gerçek Ermeni  nöbetçiler devriye gezdiler, hiç kimse onların ışığından kaçmaya çalışmadı.  

Fakat erzak büyük sorun olmuştu. Bu öncelikli sorunun üstesinden Albay Abadi  gelebilirdi, Ermeniler yakınlardaki mercimek tarlalarını biçmeleri halinde 20- 25 kile  ürün elde etmeyi umuyorlardı. Ve 8 Haziran’da Fransızlar ve sivil halk tarlalardaydı, fakat  Ermeniler hemen ve anında kendilerinin olan bu ıssız yerleri istila ettiler.  

Bir gün önce Antep’e gelen 2. Fransız ordusu subaylarındab Binbaşı Tot,  mütarekenin askeri koşullarının yerine getirilmesi için İrfan Bey ile buluştu. Tot, Milli  Derneğe de bu akşam saat 11’de Türklerle bir araya gelmelerini ve genel bir anlaşma  zemini bulmalarını telkin etti, çünki başka bir yol henüz yoktu.  

Kararlaştırılan saatte Ermeni ve Türk temsilciler Balıklı’da Kürkçüyan’nın evinde  buluştular. Türk temsilciler Mutasarrıf Mahmud Celaleddin, Milli Kuvvetler Komutanı  Seyfullah, Izdırap zade Celal Kadri, Urfalı Şevki ve diğerleriydi.  

Türkler uzun bilgelendirme konuşmasından sonra, Ermenilerin mallarının, hayat larının ve onurlarının güvencede olduğunu ve tekliflerinin Fransızların Sarı Hastane ve  Bayaz’ın hanında bulunan Ermenilerin ve Fransızların tahliye edilerek kendilerine teslim  edilmesini istediler. Ermeni temsilciler dün saat 6’ya kadar olan durumun korunacığını ve  o saatten sonra elegeçirilen yerlerden geri çekileceklerini, halkın genel fikrinin bu  olduğunu belirttiler. Yeniden, öyle gözüküyor ki saat 6’daki duruma dönülmesi imkan sızdı, Dr. Shepard aracılık ederek 24 saat bir durum değerlendirmesi yapılmasını teklif  etti. Dr. Shepard Türklerle gitti ve başarısız olarak geri döndü.  

Bunun üzerine 1. Protestan Kilisesinde toplanan kongrede uygun kararı almak için  Milli Dernek, Askeri Merkezi Kurul, İmtiyaz Komisyonu ve siyasi partilerin birer  temsilcisinden oluşan bir komisyon oluşturuldu ve Türklerle anlaşmak zorunda kalındı.  

28 kişiden oluşan bu kurul 24 saat önceki durumu güvenceye almak için çalışacak tı, Türklerle buluşup, başaracaklardı. Bununla birlikte, gece 28 kişilik bu kuruldan bazıları  esas itibariyle bir çözüm bulamadı, bazıları tekrar girişimde bulundu.  

Ve 9 Haziranda insanlar yeniden 1. Protestan Kilisesinde toplandı. Tartışmalar  devam ediyordu, bu arada Albay Abadi’nin talimatı geldi, bu talimatta evlerin üzerindeki  Fransız bayraklarının hemen indirilmesi bildirilmişti. Halk bu talimatı duyduğunda ümit sizliğe kapıldı, yetkili 28 kişi toplandı “en uygun” koşullarda kararı alındı.  

Saat 11’de Kız Kolejinin bir odasında bir toplantı daha yapıldı. Hala hazırda  insanlar aç ve Fransızlar yenilmişti. 28 kişilik komisyon durumun çözümüne yönelik şu  iki maddeyi talep etmişlerdi: 1) Halep’ten gelen Ermeniler, onlar gitmek isteyene kadar  yerlerinde kalacaklar. 2) Türkler, Ermenilerin erzak temin etmelerinde kolaylık  sağlayacak. 

46 

Özel temsil heyeti bu koşulları Türklere götürdü, bunların hiçbir koşul olmadan  kabul edilmesi isteniyordu. Ama, aynı gün öğleden sonra Türkler Hastane ve Han civarına  200 çete yerleştirdi.  

Böylece öz savunma mücadelesinde yeni bir döneme girilmişti. Ermeniler ile  Türkler birbirlerine karşı yalnız kalmışlardı; ve Fransızlar Ermenileri hayal kırıklığına  ığratmışlardı.  

Silahlar susmuş olsa bile insanların ruh hali savaşın etkisiyle yanıp tutuşuyordu.  Milli Dernek ve Askeri Merkezi Kurul halka moral vermek için bir miting düzenledi. Bu  mitingde Milli Derneğin, Askeri Merkezi Kurulun üyeleri ve çalışanları, komutanlar ve  yardımcıları, Rahip Nerses ve diğerleri katıldı, burada yapılan inançlı konuşmalar ve  tavsiyeler başarılı oldu ve halkın endişesi yatıştı.  

Gece Askeri Merkezi Kurul herkes tarafından bilinen Garuj Ağanın evi boşaltıldı  ve siyasi partilere mühimmat dağıttıldı. Taşnaksutyunlara iki hisse verilirken, Ragavarlara  ve Hınçaklara birer hisse verildi. Askeri malzeme uzaklaştırıldı ve herkes kendi silahını  evine götürdü.  

Böylece Antep öz savunma savaşının birinci evresi sona ermişti, bu aşamada, yoğun  çarpışmalarda halk umulmadık ağır başlılık ve cesaret gösterdi. Örneğin Askeri Merkezi  Kurul üyelerinin cesareti, onlar daima bütün çarpışmalarda en öndeydiler. O kadar çok  çocuk ve genç ile irtibata kurarak mükemmel bir şekilde barikatlar için taş taşıdılar ve  buna benzer işler yaptılar. Bir çok çocuk büyük taşları sırtlayıp taşımak için büyüklerle  tartıştı.  

Tuhaf bir olay da her türlü mühimmatın bulunduğu Karamanugyanların evide  oldu. Ayyaş ve serseri takımından, Antep ağzıyla “eşbah-işbah” bir kişinin burada nöbetçi  olması gayet normaldi.  

Açlık her türlü fesatın anasıdır, onu uzaklaştırmak insanca paylaşım olunca  mümkün olur. Erzak temin komisyonu 10,000 den fazla insanı doyurmaya uğraştı.  Savaşın bu döneminde 23 Ermeni öldü ve bir bu kadar da yaralı vardı.    

MÜTAREKE  

TÜRKLER İLE YAPAYALNIZ  

Ermeniler ve Türkler artık birbirlerinin bölgelerine gidip geliyorlardı. Mutasarıf ve  Celal Kadri 1. Protestan Kilissinde toplanan halka birer konuşma yaptılar. Her ikisi de 600  senedir yaşanmış olan iyi komşuluk ilişkilerinden ve son yıllarda aralarına kara kedi  girdiğini ve iki halk arasına Ermenicilik nefret tohumunu ektiğini, ama bundan böyle M.  Kemal’e güvenmemizi ve Kuvva-i Milliye ile işbirliği yapmamızı söylediler. Bütün bu  temenileri ortaya koyduktan sonra, Akyol Camisinin ve Kozanlı Karakolunun kendilerine  teslim edilmesini istediler. Bir sonraki gün bu iki yer Türklere teslim edildi.  

Bir gün sonra onlara Barsumyan Okulunun güneyini, Kalusdyanlarının evinin  kuzeyini ve Ali Cenani Bey’in evin ana bölümünü teslim ettik. Zaten Antep Ermenileri  dört taraftan kuşatılmıştı. Türkler birkaç gün sonra verdikleri sözleri unuttular çünkü  onlar asi ve azgın hallerine geri dönmüşlerdi. 

47 

28’inde kurul toplandı, fakat bir sonuç alması zordu. Milli Dernek neredeyse  işlerden elini ayağını çekmiş ve etrafındakilerin duyarsızlığına şaşırmıştı. O hükmeden  görünüşünden eser kalmamıştı, bu taleplere razı olarak sinmişti, çünkü Askeri Merkezi  Kurulun durumu da bitip tükenmiş bir haldeydi.  

Ve bu karmaşık durumda Taşnatsutyun (E.D.F.) yönetimi sorunu ele almak için  başkanlar kurulunu toplantıya çağırdı. Bu toplantıya aynı zamanda Askeri Merkezi  Kurul, Milli Dernek ve Taşnaksutyun temsilcileri de katıldı. Hep birlikte Türklerin bu  taleplerinin kabul edilmemesine karar verdiler, hiçbir şey Türklerin bu kötü tasarıların dan daha kötü olamazdı, onlar bu talepleri yerine getirildiğinde daha da kolaylıkla baş ka taleplerde bulunabilirlerdi, ama eğer bu talepleri yerine getirilmezse, bu bölgede  uygunsuz eylemler yapamazlar. Bu durum mecburen çarpışmaları haber veriyordu,  böyle bir durumla aniden karşılaşmamak için önceden tedbirlerimizi almalıyız. Milli  Derneğin temsilcilerinden H. Der Melkonyan bu durumu düşünüp taşındı ve cesaretle  bir adım daha ileri gidilmesi gerektiğini söyledi. Bu nedenle parti kurulu akşam toplan tıya çağrıldı. Orada da sorun hem Der Melkonyan hem de Taşnaksutyun lideri Tatul  Küpeliyan tarafından açık açık enine boyuna anlatıldı. Bu toplantıda ittifakla Türklerin  isteklerinin yerine getirilmemesine karar verildi. Durumun zorluğu toplantıda dile  getirildi, bununla birlikte, daha uygun değerlendirme yapmak için ertesi gün yeniden  toplanılmasına karar verildi.  

Yeniden Taşnaksutyun (E.D.F.) Toplantısı. Gece karar tekrar onaylanır. Kurulun  yönetim kurulunun verdiği emir ile öz savunma durumu karara bağlanır. Ve hemen  Hınçak ve Ramgavar partilerinden iki temsilci davet edilirler; bunlar da alınan bu  karara katılarak cesaretli davrandılar. Buraya kadar öz savunma savaşında önder  durumda bulunan eksik iki üyenin yerine üç kişi daha eklenir. 

Bundan sonra, şimdi savaşın yeni aşaması artık bizzat bölgelerde oluyordu. Bu  bir silkinip kendine gelmeydi, Askeri Merkezi Kurulun iki lideri de onlara katıldı ve  Türklerin taleplerini incelediler. Taşnaksuyunun yönetim kurulu Adur Levonyan’ı acele  olarak parti binasına davet etti, onlarla da bu sorun üzerende fikir alışverişinde  bulunuldu. Böylece Askeri Merkezi Kurul yeniden düzenlendi, öncekilere ek olarak  Hınçak ve Ramgavar partilerinden birer temsilci kurula katıldı, onlar da diğerleri gibi  sorumluluk yüklendiler. Bu haber çabuk yayıldı. Halk mutlu olmuştu. Taşnaksutyun bu  çok karmaşık durumdan çıkabilmek için bir kez daha insiyatif almıştı. Askeri Merkezi  Kurul işin başına geçerek Türklerin taleplerini kabul etmediler.  

Ertesi gün Adur, Avedis, Fıstıkcıyan ve daha birkaç kişi Türklerin Yıldırım  Taburunda akşam yemeğine davet edildiler. Orada karşılıklı olarak sürekli aynı sözleri  tekrarlayıp durmuşlar. Ermeniler de bu yemek davetine karşılık olarak onları akşam  yemegine davet ettiler. 

19 Hazirana kadar kayda değer bir olay gerçekleşmedi. Fransızlar, Kurban Baba  ve Mardin Yetimhnesini tahliye etmişlerdi. Diğer taraftan Türkler yeni taleplerde  bulunmaya devam ediyorlardı. Sarı Hastane, Bayazın Hanı ve etrafındaki evlerin  kendilerine teslim edilmesini istiyorlardı. Ermeniler bu isteği kabul etmedi çünki eğer  Türkler buraları istiyorlarsa, iki bölge arasındaki yolun güvenliğini sağlamak ve o yolu  kontrolleri altına almak içindi, evlerin arasındaki duvarları ileri çekebilir ve böylece  Ermenilerin bariyerlerini kimse yükseltemezdi, özellikle Fransızların böyle bir planda  çıkarları yoktu. 

Bu ortamda, Teciryan adında genç bir Ermeniden haber alınamıyordu, onun  cesedi 24 Haziranda Yahudi mezarlığında bulundu. Yönetim bu cinayeti işlediği sanılan  ikişiyi yakaladı, fakat birkaç hafta sonra onları serbest bıraktı. 

Buna rağmen Ermenilerin Türklere karşı sevgisi artmıştı, fakat aynı zamanda  her iki tarafta hendekler ve müstakem mevkiler inşa ediyordu. Haziranın 25’inde bir 

48 

Amerkan otomobiliyle 8 kız 12 erkek Halep’e gitmek için kentten ayrıldılar. Fakat bu  otomobil Kilis’e yaklaştığında çeteler tarafından soyulurlar ve iki gün ölüm korkusuyla  yaşarlar, Arap yöneticilerin müdahelesiyle serbest bırakılırlar ve Halep’e ulaşırlar.  Seyfullah ve Recep Bey de Ermeniler için çaba sarfettiler, M. Kemal’e telgraf çekerek  bu Ermeni vatandaşlara Kilis’te yapılanları bildirdiler. Fransız Türk görüşmeleri  çekişmeli bir şekilde sürüyordu. 

Olaylar arife günü gibi gözüküyordu. Rivayetler yayılmıştı, Albay Türklere bir  ültimaton vermiş. Sabah Fransızlar Türlerin Kilis ve Maraş’a arabayla gitmelerini  yasaklamış. Halep’te ekabirler otomobille gelen mektuplardan ve gazetelerden  dünyadan taze haberler alıyorlardı, gerçi bu haberlerin doğruluklarının teyit  edilmelerinin imkanı yoktu. Şöyle ki, eğer Fransız ordu birliği Beyrut’dan çekilirse,  sözde, Rumlar ve Ermeniler birleşerek Türklere Mersin’de anlı şanlı bir ders  verececklermiş, sözde İzmir’de 150,000 kişiden oluşan Rum ve Ermeni ordusu M.  Kemal’in ordusuna karşı hücuma geçmişmiş, sözde gönüllüler Amanos üzerinde  Mezapotamya Ermeni Cumhuriyetini ilan etmişlermiş, sözde Amerikan Başkanının  Kilikya’ya gönderdiği 10,000 asker yoldaymış falan filan. 

Temmuz 6. Bu sırada ortalığa ilham verici bir söylenti yayıldı, buna göre  Mutasarıf, Milli Derneğin kapatıldığını ilan etmiş, neden olarak da hükümet içinde  hükümet olamayacağını belirtmiş ve bundan böyle sadece üç cemaat liderine bilgi  verilecekmiş. Mutasarıf Celaleddin görevden alınarak onun yerine Millici Sabri atandı.  Ve o ilk iş olarak üç cemaatin liderini davet ederek onları durum hakında bilgilendirdi,  Ermenilere sıkıntı verecek olayların meydana gelmemesi için çaba harcayacağını,  Ermenilerin evlerinden Türklerin çıkartılacağını ve maddi tazminat ödenmesi için  çalışmayı bir borç bildiğini söylemiş. Bunun için de önce duyurular yapıldı, Ermeniler  kendi bölgelerini muhafaza etmeleri, durumlarının daha da kötüye gitmemesi gerektiği  Türklere bildirildi. Ve Askeri Merkezi Kurul anında bir açıklama yaparak bu  anlaşılması güç duyurudaki muğlak ifadelerin açıklanmasını istedi. 

13 Temmuz sabahı aniden onlarca çete Eyupoğlu camisne yerleşti. Askeri Merkezi  Kurul buna duyarsız kalmadı ve inatla barikatlar inşa etti. Çetelerin barikatların üzeriden  aşamaması için barikatlar yükseltilerek yeniden çok hızlı bir şekilde düzenlendi. Liderler  anında, aceleyle Mutasarıf ve İrfan Bey’in yanı gittiler, onlar yeminler ederek böyle kötü  

bir durumdan haberdar olmadıklarını, bu yerleşimin sadece askerler tarafından olduğunu  söylediler. Caminin hemen tahliye edileceğine söz verdiler. Ermeni mahallelerine asker  yerleştirme girişimi başarısız oldu ve sorun unutuldu.  

Bu arada, Adur Levonyan, İrfan Bey’e şöyle söyledi “Artık daha fazla Ermeni ve  Türk askeri ölmesin; lakin eğer beş kurşunum varsa dördü Türklere sonuncusu benim  için.” 

İlk olarak barikatlar inşa edildi, 7 temmuzda meydana gelen olay neyse ki ciddi  sonuçlara sebep olmadı. Sürgüne göderilmiş Ali Bey’in evinin yakınlarında Ermeni polis  teşkilatının Antep’te kahramanlığı ün salmış Urfalı Şahin Çavuş’u tutuklamak isterler,  Şahin tutuklanmaya karşı direnir ve polisler başarısız olurlar ve onu serbest bırakırlar.  

Milli Derneğin Yeniden Yapılanması 

15 Temmuzda birkaç insan Halep’e yerleşmek için arabayla yola çıkmışlardı, bu  durumdan Gedikyan tayfasının (Eşbah Takımı-Gedaa) haberdar olduğunda diğer  kaçmak isteyeceklere kötü örnek olmaması için onlara engel oldular. Zaten Temmuz  7’de Milli Dernek lideri Dr. Aslanyan görevinden ayrılmıştı, bu gibi olaylar özellikle  varlıklı insanlar arasında bulaşıcı olur.

49 

Milli Derneğin üye sayısı 4’e düşmüştü, H. Der Melkonyan, Hagop Mürekyan,  Nazaret Fısdıkcıyan, ve Krikor Cebeciyan. Liderlerden Hagop Muradyan ve Dikran  Der Mesropyan Fransızlarla birlikte kentten ayrılmışlardı ve başkan Khoren  Varjabedyan ise çok ağır hasta olduğundan görevi bırakmıştı. 

Yaklaşık bir aydan bu yana danışmanlar oldukça bütünleyici katkı sağlamışlardı,  fakat Türkler bir an bile onları dinlendirmemişti. Der Nerses Khana Tavukcuyan  danışman olarak derneğe katıldı.  

Sonunda bir seçim yapmak Nazaretyanların evinde mümkün oldu.Hagop  Hamalyan ve Apraham Sarayderyan seçildiler. Protestanlar da Hovsep Bezciyan’ı  seçtiler ve Milli Dernek üyeleri tamamlandı. Bu üyelere de Dr. Hovsep Nakhakahutyan  başkanlık etti. 

Fakat Türklerin istekleri yeniden başlamıştı. İrfan Bey, Başpiskoposa oldukça  ağır bir talep listesi gönderdi, bu listeye göre elimizde bulunan Akyol Mahallesi,  Amerikan Hastanesi, Hallaçyan Yetimhanesi, Dr. Hosep’in evi ve bir çok yeri  kendilerine teslim etmemizi istiyordu. Başka bir yazıda da Halep’e seyahat edecek  yolcuların isimlerini kendilerine bildirilmeliymiş, nedenine gelince, onlar için Ankara  Hükümetinden özel izin alınacakmış.  

Bu talepler o bölgede yaşanlar arasında paniğe neden oldu, onlar ev eşyalarını  Eblahan’a, Hayik’e ve buna benzer yerlere taşıdılar. Askeri Merkezi Kurul ve Milli  Dernek büyük zorluklarla bu paniği durdurdu; diğer taraftan Türklerin istekleri  kararlı bir biçimde ret edildi. 

24 Temmuza kadar kayda değer herhangi bir olay meydana gelmedi. Gerçi  Türkler ağır taleplerde bulunmuşlardı, fakat bunlar kabul edilmediğinde hiçbir  girişimde bulunmadılar. 

24 Temmuz, Anayasanın kabulünün yıldönümünde büyük, görkemli kutlamalar  yapıldı. 20 tane süvari ve 100 piyadeden oluşan bir kafile Sarı Hastaneyi ziyaret ettiler,  orada ateşli konuşmalar yapıldı. Milli Derneğin mevcut üyeleri dahi akşam Ermeni  Kilisesine gidip şerbet içtiler. Benzer söylevler yapıldı. Tabur Komutanı Muharrem Bey,  burada kibirli bir konuşma yaptı, onlar Bolşevikmiş ve zaten Bolşevizm de İslama  uygunmuş, öyle ki Rus Bolşeviklerinin müttefikleri olduğunu ve onların yardımlarıyla  Fransızları Antep’ten mutlaka kovacaklarını ve buna benzer şeyler söyledi. Bu sözlere  cevabı Fısdıkcıyan verdi ve ‘Sen Antep’in özgür olmasını ve Fransızların buradan  kovulmasını istiyorsun; cephane ve topun hiç değeri yok, gerekli olan iki milletin Türk  ve Ermenilerin birbirlerine karşı dürüst ruh halini göz önünde bulundurmaktır.’  

Ertesi gün Mutasarıf, Dr. Hovsep’i evinde ziyaret etti ve Akyol meselesini tekrar  dile getirdi, ek olarak da kendisinin aracı olduğunu, İrfan Bey’in Ermeniler hakkında  kötü şeyler düşündüğünü söyledi. 28’inde yapılan toplantıda bu istek çoğunluk tarafın dan kesin olarak reddedildi. Diğer taraftan Türkler ile Müttefikler arasında başlamış  olan Barış Konferasında Türkler ısrarala Antep Ermenilerinden gelen telgrafta onların  Milli Kuvvetlerden memnun oldukları ve hiçbir şekilde himaye kabul etmediklerini  belirttiklerini söylüyorlardı.  

28’indeki toplantıda şu iki sorun karara bağlandı: 1) İstenilen yerlerin verilmemesi. 2) Tatul ve H. Levonyan’nın çekilecek telgrafın içeriğini hazırlamaları;  28’indeki toplantıda uygun haberleşme yöntemleri ve içerikleri karara bağlandı. 

Ve sorun olan konu hakkında Ankara Hükümetine gönderilmek üzere hazırlanıp  Mutasarıfa verilen telgrafın içeriği şöyleydi: “Antep Ermenileri hakkında çevrilen  dolaplarda bizim asilik ettiğimizden çarpıştığımız suçlaması yapılmakta. Biz Türk  kanunlarına karşı değiliz ve itaatsizlik etmiyoruz. Bizim kavgamız sadece kendi yerlemize  saldıran düzensiz çetelere karşı ve doğal öz savunmadandır, bundan başka bir şey değildir. 

50 

Biz her zaman kendi hayatımızı, namusumuzu ve malımızı mülkümüzü tabi olduğumuz Türk  yönetimine güvendik ve hala güvenmekteyiz.” 

Temmuz 27’de Mutasarıf, Rahip Nerses’i yanına çağırdı ve Akyolda olan evlerin  sorununu tekrar gündeme getirdi, Rahip tekrardan “ Bu yerleri teslim etme isteğinizi  yerine getiremeyiz, eğer Türkler Sarı Hastane ve Bayaz’ın Hanını askerleri için istiyorsa  bağlantı yollarına hendekler yapılır. Eğer Fransızlarla çarpışmalar yeniden başlarsa  Ermeniler tamamen tarafsız kalacaktır. Eğer bu verdiğimiz söze güvenmiyorsanız, size  yazılı teminat vermeye hazırız, eğer üzerimize silah sıkılmazsa, biz hiçbir zaman silah  kullanmayacağız.” Mutasarıf da bunun üzerine Ordu Komutanı Selahaddin Adil  Paşa’nın Sam Köyüne geldiğini ve onunla görüşmeye gideceğini, orada Akyol  sorununda Ermeniler için en uygun olan şekilde çözmeye çalışacağına söz verdi.  Gerçekten de İrfan bey ile birlikte Paşayı ziyarete gitti, her nasıl olduysa onlarla birlikte  Milli partinin kentteki kurulunun başkanı Ferit Bey de onlarla birlikteydi.  

Bütün belirtiler Türklerle Fransızlar arasındaki çarpışmaların tekrar  başlayacağını gösteriyordu. Askeri Merkezi Kurul, Türklerin bütün hareketlerinin  izlenmesini emretti. Gece gelen haberlerde, Türklerin Akyol camisini pencerelerine  

Ermenilere karşı barikatlar yaptığıydı. Askeri Merkezi Kurul derhal Ermeni  mahallelrindeki bütün yolların kapatılmasını emretti. Sabahleyi, halk uyandığında  bütün sokakların önüne duvar çekilmiş olduğunu gördüler. Sadece Balıklıdaki sokak  açık bırakılmıştı.  

Ertesi gün Mutasarıf, Rahip Nerses’i yanına davet etti ve ona Cephe Komutanı nın özetle şöyle yazılmış olan talimatını verdi: “ Talep edilen bazı evler Ermeniler  tarafından yanlış anlaşılmış, o isteklerden vazgeçtik ve size öğüdüm temkinli olmanız ve  savaş sırasında Türklere karşı tutum takınmayınız, Ermenilerin canlarını ve mevcut  durumlarını korumak için bu öğüdüme riayet ediniz. 

Böylece 10 gündür devam eden Akyol meselesi bu şekilde kapandı. Önceleri  bütün mahalleyi isteyen Türkler hâla 10-15 evi istemelerine rağmen Bayaz Han ile Sarı  Hastane arasına hendek kazılmaya devam edildi. 

Temmuz 28, bu tarihte Türk yönetimi tarafıyla imzalanan sözleşmeye göre  “ Bizim tarafsız olduğumuz, eğer bizim üzerimize saldırılmazsa ve buna fırsat verilmez ise, biz asla Türklere ateş açmayacağız ve asla Fransızlarla birlik olmayacağız. Eğer  savaş yeniden başlarsa, kuzeydeki ve güneydeki yolları ( Su Burcu, Akyol ve Paşa  Sokağı) asker sevkiyatı için açık bırakacağız, ama merkezdeki yol (Balıklı – Eblahan)  sadece siviller için açık olacak.” 

Mutasarıf ve İrfan Bey bu sözleşmeyi onayladılar, fakat Ermeni mahallelerinde  düzenin Ermeni ve Türk milisler tarafından birlikte sağlanmasını önerdiler. 28’indeki  toplantıda bu öneri kabul edildi ve Ermeniler milis kuvveti için 20 kişi verdi, aynı sayıda milisi Türkler de verdi. Böylece oluşan milis kuvvetinin merkezi de Ali Cenani Bey’in  evi oldu. 

Ve burada mütarekenin birinci dönemi tamamlandı, ne kadar zor olsa da, ne  kadar mücadeleli dönem olsa da aynı çapraşık sorunlar meydana çıkmış olsa da yine de  çözüm bulundu. Bu döneme kadar ayrıca lider kişilerin gerçek değerleri ortaya çıktı.  Onların vasıtasıyla her şey düzenli ve disiplinli bir şekilde devam etti, ve Türkler  Ermenilerin kendi içlerinde bir şeylerin değiştiğini gördüler.Buna karşın Fransızlar  onları kendi başlarına bıraktı ve onlar neredeyse Türkleri yeneceklerdi, bununla  birlikte sefil olmadılar ve hiçbir zaman tuzaklara takılıp düşmediler. Türklerin  tekliflerini reddediklerinde sorunun çözümü için onlar silah kullanmaya yeltenmediler.  Ve Türkler asla Ermeni mahallerine asker yerleştiremedi. 

Mütareke yapılmış olmasına rağmen insanlar ilk günler ümitsiz görünüyordu,  fakat yardım severlerin temin ettikleri yiyecek maddeleri açlık çeken insanların bir an 

51 

için de olsa rahat nefes almalarını sağladı. Bol bol et ve sebze hatta yağ ve et yiyebildiler.  Yemeklerin içine fıstık koymak savaş döneminin öcünü alırcasına hoşlarına gitti. Hala  fıstıklı dolma, fıstıklı küfte gibi yemekler o dönemde Antep’te yaşayanların hafızasın dadır. Ya kavlak fıstık ezmesi ve dut yaprağı sarması? Bu dönem boyunca bir çok insan  kendi işiyle veya ticaretiyle meşgul oldu, ama doğal olarak Türk bölgelerine ve pazar yerine çekinerek gittiler.  

Fransızlarla bir süre daha bağlantı kurmak mümkündü. Bazı Türk subayları  rüşvetle bizim ile Fransızlar arasındaki sınırda denetimleri gevşek bırakıyorlardı ve  Fransız askerleri sigara ve bazı yiyecek maddeleri satabiliyorlardı. Adur Levonyan bir  fırsat yakalayarak Fransızlarla temas kurdu, geçmişte neden başarısız olduklarını  görüştüler. 

Ermeni savaşcıların ve onlara destek olan kadınların, yaşlıların ve her sınıftan  insanın egemenliklerini korumak uğruna nelere katlandılarını ve ruh hallerini gösteren  en önemli üç kanıt: 

1) Savaşın şiddetlendiği bir anda Fransızlara haberci gönderilerek yardım  istemek zorunda kalınmıştı ve bu görev için cesur gençler arandı. Buna benzer olayları  anlamak için önce bu işi kendi kendine görev edinen yiğit kadın Menuş’un yaptıklarına  bakmak gerekir. Yiğit doğdu ve yirmi yaşına kadar yoksul büyüdü, halbuki tehlike  meydana geldiğinde ne derdi vardı ne de sıkıntı çekiyordu.  

2) Ermeni – Türk müzakeresi için Türklerin yanına görüşmeci olarak kimin  gideceği sorun olmuştu. Ekabirler toplantıda bir araya geldiler. Türklerin düşüncesi ve  umudu onlarla görüşmeye Adur’u veya Avedis’i ya da bunlar gibi birisini gönderme mizdi. Toplattılara katılan ihtiyar Kendirciyan Hovsep Efendinin sözü ile buna benzer  görevler için Cebeciyan Hovhannes görevlendirildi. Ok yaydan çıkmıştı, bizim yayımız  yerinde durmaktaydı (ikametgahımız yaşamımızdır), bu işle ilgili gideceğimiz yere  kadar gitmek zorundayız. Ve görüşmeci sağ gitti, sağlıklı geldi. Görüşmecinin, Türk lerin beklediği kişi olmasa bile onu aşağılamadılar. Zorlanan, tuzağı kuran oldu.  

3) Fransızlar Kilis’e ulak göndermek istedi. Bu iş için en uygun kişinin cesur ve  korkusuz Boyacı Avedis olduğu onlara söylendi, kurye yola çıktı ve Türklerin tarafında  görevini yaparken öldürüldü.  

Bir diğer önemli konu ise silah ve mühimmat alımıydı. Türkler elaltından, gizlice  Ermenilere silah ve mermi satıyordu, Milli Dernek bu iş için Askeri Merkezi Kurula  ödenek tahsis etmişti. Silah satıcıları sadece sıradan askerler ve subaylar değildi, bu işi  yüksek rütbeli subaylar da yapıyordu. 

Türklerin de silah ve cephane durumu pek parlak değildi. Gerçi Milliciler,  düzenli ordudan bir miktar temin ediyorlardı, epey silah getirilip kendilerine teslim  edilmesine rağmen bu silahların bir kısmı kayboluyordu yada Ermenilere satılıyordu. O  zaman da her türlü silahı satan bu Türk subaylar anlaşılmaz raporlar hazırlıyorlardı ve  silahlar bu şekilded kayboluyordu. İşte Türk yönetimi! 

YENİDEN TÜRK – FRANSIZ ÇARPIŞMALARI 

29 Temmuz sabahı saat 6:25’de Türkler top atışılarıyla Fransızlara ilk darbeyi  vurdu, bunu makinalı tüfek ateşleri izledi. Çarpışma yedinden başlamıştı. Türkler  Haraf ve Kolej’e akşama kadar yaklaşık 300 top atışı yapmıştı, fakat bunların çok azı  hedeflerini buldu. Öğleden sonra Haraf’a genel hücum girişinde bulundular, Fransız ların makinalı tüfek ateşleri karşısında başarısız oldular. Fransızlar Sarı Hastahane,  han ve şehrin değişik yerlerini yoğun bir şekilde bombalamaya başladı. Ermeniler iki 

52 

ateş arasında kalmıştı. Hatta Ermeni bölgelerine 5-10 bomba düştü, fakat patlamadı,  gerçi iki kişi hafif bir şekilde yaralanmıştı. Antep şehri harabeye döndü.  

HOREN VARJABEDYAN’IN ÖLÜMÜ VE CENAZE TÖRENİ 

5 Ağustos’ta Askeri merkezi Kurul’un, Milli Derneğin ilk kurucularında ve Taşnaksutyun (E.D.F.)’nin başkanı Horen Varjabedyan çarpışmalar başladığında  ilerlemiş olan verem hastalığından dolayı bu dünyadan göçtü. Antep Ermenileri onun  onuruna ihtişamlı bir cenaze töreni düzenlediler. Tabutunun üzerinde Milli Derneğin,  Askeri Merkezi Kurul’un, Eğitim Sevenler Derneğinin ve daha bir çok kuruluşun  çelengi vardı. Rahip Nerses Khana, Tatul Küpeliyan ve siyasi partilerin temsilcileri  mersiyeler okudular. Naaşı Sahag Mesrobyan Okulu’nun bahçesinde toprağa verildi; o  sırada az ilerdeki Sarı Hastahanede Türk topları gürlüyordu ve çarpışmalar  yoğunlaşmıştı. 

Horen Varjabedyan (Hayr) Antep’te 1882 yılında doğdu. Önce Nersesyan Okulunda sonra Atenagan Okulunda okudu, daha sonra girdiği Amerikan Kolejinde  birkaç yıl öğrenim gördü. Yardımcı öğretmen olarak Nersesyan Kolejinde 1910 yılına kadar görev yaptıktan sonra ticaret yapmaya başladı. Saygı duyulan bir liderdi, ilerici  ve devrimci fikirlerin önde gelen savunucularındandı. 

DERVİŞ OLAYI: Çarpışmaların devam ettiği bu günlerde garip bir olay oldu.  Türk mahallelerinin birinde dervişin biri halka cesur olmaları gerektiğini öğütlüyor muş, Fransızlara saldırmalarını söyleyip, gavurun kurşununun Müslümanlara etki  etmeyeceğini ve hatta kensinin üzerine atılan bir bombayı yakalayıp onlara geri gön derebileceğini, oysa halkın bombadan korktuğunu Sarı hastaneyi birbirine kattığını  söylemiş. Türk komuta merkezi bu kurtarıcının hastahaneye gitmesini ve inançlıların  hayatını kurtarmasını önermiş. Derviş bu öneriyi geri çevirmeyip yola düşmüş. Bundan  az sonra, Fransız bombaları hala geri gönderilmiyordu, derviş tabanı yağlayıp kaçar.  Derviş şimdi bir kaçak olmuştu. İnanlar onu hemen yakalayıp hastahaneye geri  getirirler, orada gavur kurşunuyla öldürülür. 

Çarpışmalar 11 Ağustos a kadar karşılıklı devam etti. Türklerin durumu  neredeyse ümitsizdi. General Andrea komutasındaki yadımcı kuvvetler önceden  ulaşmışlardı. Ve 11 Ağustos da Fransız topları yeniden yoğun ataşe başaldı ve Türkler  150 den fazla kayıp vererek geri çekildi. Bu arada 40 kadar kaçak Ermenilerin yanına  iltica etti. Bu kaçakları görevliler Askeri Merkezi Kurula getirdiler. Askeri Merkezi  Kurulda onları canlı olarak Türklere teslim etti. Türkler geri çekilirken epey bir miktar  cephane, makinalı tüfek ve buna benzer mühimmatı geride bırakmışlardı. Öğleden  sonra, Türkler, Sarı Hastahane, Bayazın Hanı ve onun bitişiğindeki Millet Oteli, Paşa  Sokağı gibi bölgeleri istemekten şimdiden vazgeçmişlerdi.  

Akşam Türkler, Milli Derneğin yöneticilerini yanlarına çağırdılar ve Fransızlara  verilmek üzere bir ültimaton verdiler. Bu ültimatona göre milliciler şehri ve ellerinde  bulun silahları Fransızlara teslim etmek istiyorlardı, fakat kendileri teslim olmayacak lardı. Gece de yoğun ateşle kuşatmayı yarıp kaçmaya çalıştılar, ama başaramadılar.  Fransız askerleri kuşatmada her tarafı tutmuştu.  

Gerçi Türkler bir çok defa Ermenileri, şu veya bu şekilde kendi yanlarında tutmak  istediler, fakat Ermeniler tarafsızlıklarından vaz geçemezlerdi. Arasıra da iki tarafın açtığı  ateş sonucu bazı Ermeni evleri zarar gördü. Balıklıdaki Aslanyanların evi bu şekilde yandı.  

14 Ağustos ta 28 kişilik üst kurul şu ana gündemle toplandı: “Bu koşullar altında  Türkler bizim tarafsızlığımızı bozmayacağımızın garantisini isteyebilirler veya onlara  her hangi bir değişiklik olup olmayacağını açıklamak durumunda mıyız?” 

53 

Toplantıya katılanlardan bazıları, özellikle Adur Levonyan tarafsızlığın  kendilerine bir yarar sağlamayacağına, Fransızların eninde sonunda Türkleri sürüp  kenti ele geçireceklerini ve sonra da bu durumun bizler için çok iyi olacağını bahane  ederek bu öneriye karşı çıktı. Taşnaksutyun üyeleri, Avedis Kalemkeryan gibi ağırlığı  olan kişiler karşı çıktı; hatta açık bir şekilde tarafsızlığın Maraş’ta, Urfa’da ve daha bir  çok yerde Ermenileri tehlikelerden nasıl koruduysa burada da o şekilde koruyacağını  söylediler. Diğer taraftan çok büyük hazırlık yapmış olmasına rağmen Fransızlar  çarpışmalarda şimdiye kadar şehri alabilecek bir hamlede bulunamamışlardı.  

Hararetli tartışmalardan sonra tarafsızlık durumunu korumaya karar verildi.  Bu karar Türklere bildirildi; aynı bildiride etrafındaki mahallelerin Fransız ateşinden  korunması için Meyhanenin tahliye edilmesi talep edildi. Türkler bu talebi olumlu  karşıladı ve orayı tahliye etti. Türkler de Ermenilerden buğday karşılığında kendi  buğdaylarının öğütülmesini istediler. Fransızlar da kendi durumlarından şikayetçiydi.  Ermenilerin bir taraftan kendileri ile iyi geçinmeleri (sevgili gibi olmaları) diğer  taraftan Türklerle işbilirliği yapmaları. Ermenileri savaşın içine çekmeye çabalıyorlardı  ve bu amaçla da Mardin’in alınması için 28 Ermeni askerini yanlarında götürmüşlerdi. 

Mutasarıf ve Ferit Bey’in un değirmeni ile ilgili talebi kabul edilmedi, bunun  tarafsızlığı ihlal etmenin bir belirtisi olarak görülebirdi ve Fransızlar şimdiden  Ermenileri, Türklerle işbirliği yapmakla itham ediyorlardı. Gerçekten de, birkaç gün  sonra Fransızların, Askeri Merkezi Kurul ve Milli Derneğe gönderdiği notada “  Türklerle her türlü ilişkinin kesilmesi” buyurulmuş, yoksa… 

Antep Ermenileri, Fransızlar geldikten sonra barış anlaşmasının koşullarına göre Fransızların himayesine verildiklerini öğrendiler. Öyle ki şehrin düşmesinin  meydana gelmek üzere ve Fransızların yardımına ihtiyaç olmadığını, yerel unsurların  kendi çabalarıyla tarafsız kalarak bu işin kolaylaşacağını zannediyorlardı. Adur ve  onun gibi düşünenlerin görüşü sayesinde bunun ne kadar büyük bir sorun olduğunun  farkına vardılar. 

Bu dönemin kayda değer olayı, Mardin’den kaçan Türklerin sapa sağlam teslim  edilmesi Türkler için büyük sürpriz olmuştu. Ümitsizce kaçanların çoğu Ermeni  bölgelerine girdiler ve canlı kalmaları kendileri için büyük süprizdi. Çarpışmalardan  sonra samimi Türkler bu durum karşısında minnettarlıklarını belirttiler. 

ERMENİLERİN TARAFSIZLIĞI REDDETMESİ 

Fransızlar ve Türkler bir aydan daha fazla zamandır çarpışmalara devam  ediyorlardı; bu arada Ermeniler tarafsızlıklarını korumuşlardı, gerçi onların sorunu  her zaman canlı kalmaktı. 

Asıl sıkıntı, battığımız korkunç açlıktı. Fırınların kişi başı günlük 300 gr ekmek  verme yetkisi vardı. Ve halkın bir bölümü korkudan, bir bölümü de işsizlik ve yoksul luktan bıkmış göç etmek istiyordu. 

Ağustos 21 de 28 kişilik kurul bu sorunu görüşmek üzere toplandı. Göç etmek  gerekir mi, gerekmez mi? Taşnaksutyun temsilcileri göç etmeye karşı çıktılar, fakat  toplantı sonunda bir karar alınamadı. 

26 Ağustosda 28 kişilik kurul bazılarına göç için özel izin verdi. Bunun üzerine  Taşnaksutyun göçün olabilecek etkilerini anlatan bir bildiriyi duvarlara astı; yapılacak  olan göçün ileride tüm Antep’in tahliyesine neden olabileceği, 1 Haziranda Ermenilerin  göçü kesin olarak reddetmesine rağmen, ne zaman Fransızlar kendilerini yüzüstü  bıraktı o zamandan beri göç etmek istenmeye başladı, ama Fransızlar geri geldi. Göç yalnız Agustos sonundan Eylül sonuna kadar devam etti.

54 

Bir de tarafsızlığın bozulması sorunu vardı, doğal olarak ivedilikle karar vermek  gerekiyordu. Fransızlar bu durumu kendilerine sorun ediyordu, devamlı gündeme  getiriyor, 28 kişilik kurul buna karşı direniyordu. Ve sorunu devamlı olarak Askeri  Merkezi Kurula, Milli Derneğe 28 kişilik kurula bu sorun ile geliyor ve huzursuz  ediyorlardı. Başkanlar bu sorundan kurtulamıyordu, onların düşünceleri de bu sorunu  çözemiyordu. Sonunda tarafsız kalmayı destekleyenler kazandı. 

Diğer taraftan savaş devam ediyordu. Fransızlar şehri tahrip etmeye devam ediyordu. 

Aç insanlar Akçakoyunluya gidilip erzak temin edilmesinin denenmesi için çok  baskı yapıyordu. Eylülde zaten civar bağlardaki üzümler olgunlaşır. Ve aç ahali  açgözlülükle onun üzerine üşüşür. Askeri Merkezi Kurul nöbetçileri tepelerin etrafında  düzenli olarak silahlı adamlar toplayıp sonra da ahaliyle birlikte bağlara gidiyorlardı.  Ekmek yoktu onun yerine üzüm vardı! 

Şehrin dışına çıkan Ermenilerin durumu ise, arasıra silahlı çetelerin saldırısına  maruz kalıyorlardı. Bu durum bir çok defa Askeri Merkezi Kurul tarafından Türk  silahlı kuvvetler komutanı Özdemir’e (Ali Şefik Bey – Mısırlı) yazı ile bildirildi, fakat işe  yaramadı; çünki bu son etkili sözü söyleyecek olan olayların şehir dışında olduğunu  söylüyordu. Fakat o şehir içindeki askeri tarafsızlığa saygı duyuyordu (önem veriyordu). 

Diğer taraftan, Ermenilerin savaşın içinde olması rekabeti artıracaktı. Milli  Dernek sonunda Ermenilerin yeniden silahlı çatışmanın içine çekileceğini hissediyordu.  Ve 30 Eylülde Milli Dernek başkanın evinde toplandı, askeri kuvvetlerin lideri  Adur davet edildiği bu toplantıda Fransızlarla her gün temas halinde bulunarak  durumun netleşmesine karar verildi. Bu son karar esas olara tarafsızlığın devamını  imkasız kılıyordu ve bildiriyordu; Ermeni kuvvetlerinin Fransızlara tahsis edildiğinin  sözünü veriyordu. Milli Derneğin görüşü her ne olursa olsun Adur’a olumsuz tepki  verilmemesiydi. 

Bunun üzerine Milli Dernek sorunu görüşmek üzere 28’ler kuruluyla görüşmek  üzere toplandılar. Tartışılıp görüşülürken uğursuz Fransız askerleri gelip Ermeni  bölgesindeki Baş papazlığın altındaki sokağı işgal etti. Artık tartışmanın anlamı  kalmamıştı. Karşı olanlar kazanmıştı, savaşın içine girmiştik. Ve kurul dağıldı. Aynı  şekilde Askeri Merkezi Kurulun talimatıyla 7 Eylülde bütün bölgelere gönderlen  raporla onlar da bilgilendirildi ve çarpışmalarda cesaret ve başarılar dilendi. 

Fransızlar hemen Ermeni bölgelerinde önemli yerlere yerleştiler ve Türklerin  üzerine ateş açtılar, uygulamada Ermeniler savaşın içine atılmıştı. 

ERMENİ – FRANSIZ İŞBİRLİĞİ 

(30 EYLÜL 1920 – 9 ŞUBAT 1921) 

Çarpışmalar Ermenilerin ön cephelerine taşınmıştı. Antep Ermenilerinin  yaşadığı bölgenin sınırları yeniden Türk toplarının bombardıman hedefi oldu. 2 Ekimde Türkler tarafında atılan bir bombanın 2. Bölgeye isabet etmesiyle  bölge lideri Kevork Tablayan (Taşnak) şehit oldu; onun bölgesine Fransız askerleri  yerleşmişti. Çok geçmeden onu diğer kurbanlar takip etti. Türkler kendi umutsuzluk larını Ermenilerin üzerine boşaltıyorlardı. 

Bu dönemin önemli olayları: 

Ekim 5 – Fransızlar, Nigoğos Ağa’nın evinin üzerine saldırdı, fakat bir sonuç  alamadılar. Bu saldırıda Ermeniler Fransızları bütün güçleriyle destekledi.

55 

Ekim 16 – Aynı bölgeye tekrar saldırıldı yine bir sonuç alınamadı. Fransız topları  Nigoğos Ağanın evini ve Çınarlı camisini harabeye dönüştürdü.  

Kasım 20 – General Gubo çok sayıda asker ve topçu bataryası ile geldi ve şehri  kuşattı. 

Aralık 26 – Türkler, Ermeni bölgesine top atışları yaptı. Türk bombalarından  biri Akyol çarşısına düştü ve bir anda sekiz kişinin öldü bir çok kişi de yaralandı; bu  yaralılardan iki tanesi daha sonra öldü. 

1921 Ocak 17 – 18 Fransız erzak konvoyu ile Türk askerler arasında çarpışma  oldu. Fransızlar büyük kayıplar verdi, Ermeniler bu işe bulaşmamışlardı. 8 Şubatta  Fransızlar 30 dan fazla topla Antep’i korkunç bir şekilde bombaladı. Şehir harabeye  döndü. Türkler buna kuvvetli ateşle cevap verdiğinde Barsumyan Okulundaki Luder  Basmacıyan öldü. Bu Antep savaşındaki son şehidimizdir. Onun şehit olmasından  çeyrek saat sonra ateş tamamen kesildi. 

Ve 8 Şubat gecesi, onların subayları ve askerlerinin bir kısmı Türk komutan  Özdemir ile birlikte kaçtı, diğer taraftan Abadi, Andrea ve General Gubo’nun onlardan  teslim olmalarını bildiren iki mektupdaki istek reddedildi.  

Bu dönemde ölen Ermenilerin sayısı 23 den 104 e yükselmişti. 

Genel anlamda söylemek gerekirse, bu dönemde Antep Ermenileri ilk defa Türk  askerlerinden Ermanistanın Karabekir kuvvetleri ile savaştığını ve kaybetiğini  duydular. 

Haçin de Türklerin eline geçmiş, bu Ermeniler için kara haberdi. 

Ermeniler 1 Nisan 1920 den bu zamana kadar kendi öz savunmaları için  yüreklerini ortaya koymuşlardı, Fransızların başarılarından sonra daha fazla mücadele  etmeye başladılar, askeri alanda ve çarpışmalarda rahatladılar. Bu gerçeği gören Milli  Dernek minnet duygularının belirtisi olarak 2 Kasım da askerlere altın verdi. Bu  altınların yarısı uzun görüşmelerin sonunda Fransızlardan alınmıştı. Böylece paralı  askerlik durumu yaratıldı. 

Ve bu dönemde silah ve cephane bolluğu var. Fransızlar önceleri Ermeni  savaşçılarına yalvar yakar güçlükle 250 en çok 500 mermi veriyordu ve bu da 20  Nisandan sonraydı ama bu dönemde sandıklarla sağlıyor. 1 Nisanda en çok 45 tüfeğimiz  vardı, şimdi sayısız tüfeğe sahibiz. Milli Derneğin verdiği izinle Askeri Merkezi Kurul  hali vakti yerinde olanlardan bir iki tüfek parası alıyordu ve savaşçılara paylaştırıyor du. Bu silahları önemli bir bölümü toprak altına saklanmıştı, bunları sonra Türkler 2.  değirmenin altındaki mağarada buldular ve dönemim Türk gazetelerinde haber olarak  yayınladılar. 

Açlık artık eskisi gibi korkunç değildi, fakat bu dönemde de ortadan kalkmamış tı. Antep dışından olan (gurbetci) Ermenilerin kişisel ihtiyaçları tespit edilerek bunların  en iyi şekilde yerine getirilmesi ve beslenmelerine o günlerde Antep’te memnuniyetle  çaba harcandı. O günlerde Amerika Antepliler Derneği 10,000 dolar gönderdi. Milli 

56 

Dernek 67 deve ve 8 araba satın alarak bir erzak kervanı oluşturlarak Fransız konvoyu  ile birlikte bir haftada Antep Akçakoyunlu tren istasyonundan erzak getirdi. Bu erzak  Halep’teki özel bir komite tarafından gönderilmişti.  

Mütarekeden sonra şehirde en fazla 12,000 kişi kalmıştı; bunlardan 3,000 kişi  kadarı da kimisi savaştan bıktığından, kimisi politik sebeplerden, kimisi ekonomik  güvensizlikten kısım kısım şehri terk etmişti. Geride kalan dörtte üçlük halk erzak temin Kurulunun yardımlarını gördüler, çarpışmalardan sonra günden güne azalan  yardım miktarıyla epey bir zaman kendi işleri ile meşgul oldular. 

Hiç kimse bağların yaptığı iyiliği inkar etmesi mümkün değil. Ağustostan Ekime  kadar bol miktarda üzüm tamamen ücretsiz elde edildi. 

ANTEP’İN TESLİMİNDEN SONRA FRANSIZ YÖNETİMİ 

(9 ŞUBAT – 25 ARALIK 1921) 

9 Şubat sabahı Türkler beyaz bayrak çektiler. Hemen ateş kesildi. Türk temsil  heyeti Fransız Albayın huzuruna çıktı ve Antep’in teslim olması hakkında 11 maddelik  anlaşma imzalandı, bu anlaşmanın başlıca maddeleri: 1) Şehir Fransızların  egemenliğinde olacaktır. 2) Türkler silahlarını teslim edecektir. 3) Barikatlar  kaldıralacak. 4) Şehirde askerlerin ayrılmasına izin verilecek ve köylü milisler kendi  köyleri teslim alınana kadar esir gibi tutuklanacaklar. 5) Ermeniler ve Türkler silahlı  olarak birbirlerinin bölgelerine gidemeyecekler. 6) Fransızlar himayesinde yerel  yönetim yerli halktan oluşturulacaktır… 

Her ne kadar şehir teslim olmuşsa da Ermeniler ve Türkler 20 gündür birbir leriyle ilişki kurmuyorlardı ve sonunda 1 Mart’ta engel kalktı. Ve çok şükür her taraf  temizlendi. Antep’in neredeyse tamamı mahvolmuştu. Bombanın yıktığı birçok önemli  bina vardı, 3 minare tamamen, 10 tanesi de büyük oranda harab olmuştu. Şehirde çok  az bir nüfus kalmıştı. Kaçabilenler Maraş’a ve daha uzaktaki Malatya’ya kadar kaçmış lardı. Kalanlar da saklanmışlardı, aç, susuz, mağaralarda hortlağa dönmüşlerdi; çoğu  da neredeyse dilenciydi. 

Derhal Halep’ten akın akın Ermeni görev veya memuriyet umut ederek Antep’e  gelmeye başlamıştı. Dr. Mecit Efendi geçici vali atanmıştı. Ermeni ve Türk çarşısının  inşaasına başladılar. Kavgalar ve geçen dönemden hiç ipucu kalmamıştı. 

Ancak bu durum çok kısa sürdü. Ve işte! 20 Mart’ta duvarlara asılı duyuruda  şöyle deniliyor: “ Fransız Hükümeti ve Bekir Sami Bey arasında imzalanan anlaşma  taslağına göre Fransız askerleri Antep’ten ayrılacak. Şehir yönetimi millicilere  devredilecektir. Genel af ilanına müsaade edilecektir.” 

Antep Ermenileri için önemli olan Fransız askerlerinin ayrılacak olmasıydı. Geri kalanı önemsizdir. 

Ve işte! Yıpratıcı panik başladı. Ertesi gün Halep’ten gelenler geri dönüyorlardı.  Ev eşyaları, mobilyalar yeniden çarşıya dökülmüştü, göç tekrar başlamıştı; bu sefer geri  dönmemek üzere. 

Milli Dernek kendisini hiç beklemediği yeni bir durumla karşı karşıya bulmuştu;  General Perie ile veya şehirde onu temsil eden Albay’a kadar kadar görüşmek, mevcut  durum ve gelecekte kendilerine uygun görülenler hakkında açıklama istiyordu, aynı  zamanda Ermenilere ne dikte edilğini sorguluyorlardı. Albay’ın bildirdiği, şayet şehirde  kalmak isteyen Ermeniler için bu durum tehlikeli olmasaydı, bununla birlikte 

57 

Fransızlar engel olsa da göçü kendileri isteyececekleriydi. Bu anlatım Ermeni kilisesinde  halka da tekrarlandı. 

Diğer taraftan D. Nerses, Antep Ermenilerinin durumunu kolaylaştıracak çare  bulmak istiyordu, hiç olmazsa göçün güvenli nakliye araçlarıyla yapılması için  Beyrut’ta General Gauraud ile görüşme zemini hazırlamaya çabalıyordu. D. Nerses çok  geç kalmıştı ve eli boş döndü. Büyük zorluklarla Katalikos ile görüşebildi ve kederini  paylaştı. General görüşme isteğine randevu vermedi. 

O sırada Ankara Büyük Millet Meclisi anlaşma taslağını reddetti ve Antep’in  durumu unutuldu. Böylece 9 ay geçti.Kararsızlık, güvensizlik, zaten şehirde millicilerle  birleşen milislerin devasa kuşatmasında sakindi. Gerçi çatışma yoktu; fakat müthiş  korku vardı. 

Bu dönemde Askeri Merkezi Kurulun üyelerinin büyük bölümü dağılmıştı.  Türklerin muhtemel herhangi bir hareketine önceden hazırlıksız yakalanmamak için  Taşnaksutyun sınırdaki evleri sağlam karakollara dönüştürdü ve yoldaş nöbetçiler  yerleştirdi; Mayıstan Ekime kadar görevlerinin başında kaldılar. 

Sonunda 6 Ekimde Fransızlar 1 Ocak 1922 tarihine kadar Bağdat demiryolunun  kuzeyini bütünüyle boşaltacaklarını resmen ilan ettiler. Franklin Buyeon Ankara’ya  gelmiş ve rolünü oynamışrı… 

Ve sıkıntı başladı. Eğer Fransızlar garanti etseydi hiç kimse zorunlu olarak kenti  terk etmek zorunda kalmayacaktı; çünki Fransız – Türk mutakabatı güvenliği ve  barışcıl bir hayatı azınlıklar için garanti ediyordu ve Ankara Büyük Millet Meclisi de  bütün Antep halkı için af lütfediyordu; üstelik 6 ay içinde askerler Antep’i boşaltacak ve  Fransız konsolosu da anlaşma hükümlerinin kusursuz olarak yerine getirildiğini kontrol  edecekti; fakat hiç kimse güvenliğinden emin olmadı. Söylenenlerden çok çok uzaklaşıl makta, yeteri kadar tavizler verilmiş ve taviz sözcüğünün bugünlerdeki anlamı  Frasızlarla iletişim halinde olan veya Türklere karşı herhangi bir şey yapan korkudan  hakkaniyet çerçevesinde insan hakkına sahip olmak istiyordu. Fakat herkes kendinden  ödün veriyordu. 

Milli Dernek şaşkına dönmüştü. D. Nerses, General Gura’ya yakınlaşma çabala rını hızlandırmış. Seri toplantılar, bir çok ünlü kişiyle, akım grubuyla, albayla ve diğer leriyle hatta dönemin Türk mutasarıfıyla görüşmeler yapıldı. 

Sonunda Aralık ayının ilk Pazar günü Atenagan Okulunun salonunda büyük bir  toplantı yapıldı. Milli Dernek halkın tahliye çabalarını açıklığa kavuşturmak istiyordu.  Taşnaksutyun yönetiminden Tatul göçe karşı olduklarını tekrardan söyledi. Fakat  dinleyiciler toplantıdan dağılmadan önce “Haydi herkes bildiğini yapsın” gibi bir ruh  halindeydi. 

Bir anda gözü korkan kalabalık kargaşa içinde ve göç meydana geldiğinde göçün  Fransız ordusunun korumasında düzenlenmesini tasarladı. Fakat bu istek gerçekleşme di. D. Nerses görevinde başarısız olmuştu. Hatta Antep’e geri dönmeyi başaramamış ve  mecburen Halep’te kalmıştı. 

Ve halk hergün bölük bölük ayrılmaya başlamıştı. İlk önceleri Fransızlardan ve  Türklerden mürür tezkeresi almak çok zordu, sonra bu da kolaylaştı. Sonunda 25 Aralık 1921’de son Fransız Antep’ten ayrıldı. Yaklaşık 3,500 Ermeni  kalmıştı, büyük kısmının göç için parası yoktu.  

Böylece iki yıldır, yirmi iki ay demek daha doğru olacak; Antep’te olan Fransız  kuvvetlerinden kimse kalmamıştı, bu dönemde Antep Ermenileri rahat değildi. 25 Aralıkta öğleden sonra Milli çeteler şehire girdiler. Türklerin sevinci büyüktü.  Bir çoğu gelenleri karşılamak için dışarı dökülmüştü., kurbanlar kesiliyor, halaylar  çekiliyor, kılıçlar, sancaklar sallanıyor, şarkılar söyleniyor, dervişlerin zikirleri, Allahu  ekber nidaları ve buna benzer şeyler…Antepli meşhur millici Dayı Ahmet Ağa beyaz bir 

58 

eşeğin üzerinde, millicilerin önündeydi. Ankara Büyük Millet Meclisi o günün onuruna  şehire “Gazi” ünvanını ekledi. 

Ama o gün Ermeniler için … ızdırap, terk edilme, belirsizlik günüydü. İngiliz ve  Fransız işgallerine, aynı zamanda bir yıllık çarpışma, hatta galibiyetten sonra şimdi geri  çekilme, göç… 

MİLLİ YÖNETİM 

25 Aralık 1921 

Türkler ilk günlerde ölçüyü kaçırmamışlardı Ermenilere nazik davranıyorlardı.  Türk köylüleri, yönetimin talimatıyla köylerdeki tarlalar, bağlar veya bahçelerdeki  ürünün bir kısmı sahiplerinden satın alındı ve Ermeni sahiplerine teslim edildi. Hiç  kimse eski olayları hatırlamıyordu. Çalışma ve dinlenme. 

Fakat bu ılımlı durum ancak üç ay sürdü. Ufak ufak işkenceler gayri resmi  olarak kendini göstermeye başladı. “Heyet-i Merkeziye” ilk önce Ermenilerle iş yapmayı  veya onlarla birlikte ticaret yapmayı yasakladı. Türklerin dükkanlarında kiracı olan  Ermeniler dışarı kondu, Ermenilerle birlikte ortaklık iş yapan Türkler ortaklıktan  ayrılmaya mecbur edildi. Bu gibi Türklerden kim inat ederek Ermeni ortağından  ayrılmazsa, bıçakla ölümcül derecede yaralanarak inadının kırılacağı duyurulmuştu. 

Sonra zorunlu askerlik başladı. 20 Ermeni delikanlı yakalandı ve Urfa’ya  gönderildi; buradan sonra da Erzurum’a. Kalan delikanlılar evlerinde saklandılar, gece  Halep’e kaçtılar. Bir çok insan zaten göç etmişti. 

Ve işte Anadoludaki Rumların büyük yenilgisi, Türklerin askerleri barbar iç güdüleriyle saldırdılar. Eziyetten geri kalanı açıklamaya.  

Ekim başında Ermeni okulları kapalıydı, yönetime itiraz edildi, izin verilmedi. 28 Ekimde Çınarlı camisinin önünde bulunan Kılıçyanların evinin taşları  sökülüp toplanırken bu sırada evin bahçesinde insanlar oturuyordu. Ertesi gün ev  yıkıldı, diğer evleri çeşitli bahanelerle, kesin olmayan sebeplerden dolayı çılgın bir  şekilde yıkmaya başladılar. Bir çok Ermeni evi Belediye Başkanlığı tarafından yol  yapımı veya cadde genişletilmesinden dolayı yıkılması için belirlendi. Fakat işte 9 Ekim 1922 tarihli Gazi Antep Türk gazetesi “Onları kovun” başlıklı  acı başmakale ve “Karaşahin” başlıklı Antep’ten Ermenileri kovun diyen yaralayıcı  masal. 

Bunun üzerine Der Karekin Khana, Mutasarıf Asef Talat Bey’e başvurdu ve  yönetimin yazılan yazılar hakkında görüşünü sordu. Mutasarıf cevabında, kinayeli bir  şekilde yazılarda beyan edilenlerin, makaleyi yazanların fikri olduğunu, yönetimin  görüşü olmadığını söyler. Bununla beraber yönetimin muhtemel savaş koşullarında  zorunlu olarak yerel taşralı Ermenilere destek olacağını lakin Ermeniler göç etmek  görüşündeyse bu arzularıyla ilgileneceğini de ekledi. Mutasarıf tarafından böyle bir  beyanat artık yapılan zulümün resmi olarak da desteklendiğini hiçbir şüpheye yer  bırakmayacak şekilde kanıtlamıştı. Ve insanlar bir an önce kaçıp gitmeye zorlanmıştı. 

Bu dönemde Türkler bazı cinayetler de işlemişlerdi. Ermeni mahallesinde  bekçilik yapan Alabaşyan Manug, bu yaşlı adamı gece sokakta öldürdüler. Aynı şekilde  bir gece Kömürcüyan’nın evine merdivenle girenler onu ağır şekilde yaraladılar ve  ölmüş olduğunu zannederek oradan uzaklaştılar. Keşişyan Kevork evinde öldürüldü,  aynı şekilde bir çok insan evinde yaralandı. Evinin hemen önünde dört beş yerinden  yaralanan Hovhannes Civanyan öyle ağır yaralanmıştı ki üç ay hastahanede yattıktan  sonra tek başına Antep’ten göç etmeyi başardı.

59 

Bu ve benzer bir çok olay akıla geldiğinde, kalan 3,000 Ermeni de mecburen çok  çabuk bir şekilde Antep’ten ayrıldı. 1923 yılının Ocak ayında Amerikan Hastahanesinde  ve Latin Manastırında en çok 5-6 aile kalmıştı. 

Latin Manastırında kalan inatçılardan Nazar Arakelian birkaç ay sonra Türk  bıçağından kurtulmak için fidye verdikten sonra Halep’e kaçıp kurtuldu. Bu göçler  olurken Antep’e gelmiş olan Aslan Bey yola çıkıp rastgele karşılaştığı Ermeniye bozuk  Ermenicesiyle “Daha buradamısın! Yarın burada olmayacaksın! Seni görmeyeceğim! Aksi  taktirde sonun ölüm olur bilesin…” diye tehditler savuruyordu. 

Fransız konsolosu mu?… Çok önce, Ekim 1922’de kaçıp gitmişti. 

Böylece son! Antep Ermenilerinin üzerine perde indi, şimdi Ermenilerin boşalt tığı yerlerde Türkler var… Hayatta kalan Antepli Ermeniler, önce acı alın yazısının  ayırdığı, sürgün yolları üzerine geride bırakılan altın sayfalı tarihlerinde kahramanlık,  savaşcı güç, milli bilinç ve birlikten doğan kavga ve zaferi paylaşmak için. 

Orada yalnız silahla şehit düşenlerin külleri. Orada yalnız toprak ve su, sessizce  anlatır zorlu kahramanlık ve dökülen masum kanının anılarını. 

Bu şehitliği, bu destanı, bu kanı yaşatan Ermeniler “Ölüm fikri ölümsüzdür.”   

ÖRGÜTLER  

ERZAK GÖREVİ 

Milli Dernek kaçınılmaz olarak beklenen Ermeni – Türk çarpısmasının ilk  gününde bir kurul oluşturdu. Bu Kurul ilk önce evden eve dolaşarak, ailelerde kaç kişi  olduğunu kayıt altına aldı ve onların sahip oldukları gıda maddesi miktarını tespit etti.  Bundan ayrı olarakta kurul bir miktar erzak satın aldı, özellikle de buğday. Bu erzak I.  Protestan Kilisesine depolandı. 

3 Nisan 1920’de Erzak Kurulu üyeleri: Der Nerses Khana Babayan, Hovhannes  Araradyan, Naum Daşoyan, Harutun Basmacıyan, Harutun Mısıryan oluştu; birkaç  hafta sonra görevden ayrılanların yerine Krikor Demirciyan, Adzadur Güleseryan ve  Der Karekin Khana Boğaryan getirildi. Çarpışmalar döneminde bunlara Hrant  Pancarcıyan ve Eğia Demirciyan katıldı. 

Yardım dağıtma yöntemi: Temel olarak iki cemaaten muhtaç olanların listesi  oluşturuldu, öyle ki git gide yenilenerek artan listede yardım alanların sayısı 3,000 kişiye  ulaştı. İlk önceleri günlük olarak verilen yiyecek yerine haftada bir okka un veya  bulgur, biraz zeytinyağı, pekmez, tuz gibi şeylerdi. Çarpışmaların ikinci haftasından  sonra askerlere düzenli maaş bağlandı. 

Erzağın kaynakları: Antep Ermenileri sürgünden yeni döndüklerinde yıllık  erzaklarını stoklama fırsatı olmamıştı. Diğer taraftan Türklerle ilişkileri kopmuş  olduğundan dolayı satın almaları da mümkün değildi. Bundan dolayı erzağın kaynağı  Ermeni mahalleleri, Fransız ordusu ve yağmayla el konulan mallardı. 

1.- Türk evlerinden: Akyolda Şaban Ağanın evinden iki büyük ambar dolusu  nohut ve buğday. 

2.- Bülbül Hocanın evi işgal edildikten sonra el konulan yaklaşık 15 kantar (3250  okka) kuru üzüm, incir v.s. 8 kantar buğday, un gibi yiyecek maddeleri. 3.- Paşa Sokağında Türk mahallelerinde el konulan bazı yiyecekler. 4.- Yakın Doğu Yardım Gönüllüleri ve Ermeni Yetimleri Dostları Cemiyeti  Yetimhanesinin teslim ettiği kendi erzakları, Beyrut Yetimhanesinin özel olarak  gönderdiği. 

5.- Ermeni evlerinden çokça temin edilen kendi yiyecek maddeleri, bazı kişiler den Kurulun zorlamasıyla erzak yerine bağışladıkları para. 

6.- En bol, en fazla fıstık vardı, bir çok tüccar ihracat yapamamıştı. 7.- Zaman zaman Halep’ten alınan yiyecek malzemesi, buğday, kesimlik canlı  hayvan, fasulye gibi malzemelerin kervanlar aracılığıyla getirilmesi. 8.- En çok eksikliği hissedilen sebzeydi, çünki bostanların çoğu Türk tarafın daydı. Ateşkes sırasında bol miktarda yeşillik temin etmek mümkün olmuştu. 9.- Tuz ihtiyacı çok hissediliyordu, Milli Dernek talimatıyla yıkılan ekmek  fırınına ve toprağın altına tuz saklanmıştı. 

10.- Fransızlardan da bir parça erzak alındı. Binbaşı Abadi bir defada 2,000 kg  un teslim etmişti, ayrıca Fransız askerleri için kesilen çok sayıda öküzün kellesini ve  ayağını Ermenilere vermişti. 

Kurul dağıtımı yerine getirirken adil bir şekilde ve vicdanlı yaklaşım gösterdi. Milli Derneğin tam yetkili müfettişleri Tatul Küpeliyan ve Hagop Hammalyan,  Erzak Kurulunun işlerini ve dağıtımını incelediklerinde yazdıkları tutanakta işlerin  yapılmasının çok düzenli biçimde, dağıtımın mükemmel adalet hissiyle yapıldığını  belirtmişlerdi. 

Katkıda bulunanlar sadece yerliler değildi, 5,000 kadar Hristiyan sürekli olarak  katkıda bulundu.

62 

Yoksulluğun derecesini anlamak için ödenen bedelden bahsetmek gerekir, Kurul  bir incelemesinde 48 ev ziyaretinden sonra görmüş oldukları yemek kazanlarının çoğu nun içinde üç tanesi hariç ot kaynadığını tesbit etmişlerdi. 

Mütareke erzak sağlama bunalımının boyutunu azaltmıştı, bir çok kişinin Türk  mahallelerine gidip birşeyler satın alması mümkün oldu. 

Buğday Topbaşyan kardeşlerin değirmeninde öğütüldü ve Milli Dernek bütün  öğütme ücretini ödedi 

Savaşcıların durumu; Kurulun çeşitli mahallelerde açtığı ekmek fırını, 6 dükkan  bunların çok yararına oldu. 3 ay boyunca bu fırınlar çalıştı. 

Bütün bu ihtiyaçların üzerine ilaveten, Ağustos başında şehir halkı yakın bağla rın üzümünden yararlandı, ki bağlar Hızır gibi yetişen bir rolü yerine getirmişti, halkı  korudu ve sağlıklı olmalarını sağladı. 

63 

II  

BİLANÇO  

1920 – ARALIK 1922  

GİRDİ  

Yabancılardan  

Fransız katkıları 5,184.54  

Amerikan katkıları 1,332.21  

Çeşitli, özel,vs. 5,455.49  

 11,972.24  H.P.I.M. (?) 9,511.59  

Mısır ve Amerka Anteplileri 3,554.08  

Ruhani başkanlar 3,220.16  

Çeşitli 885.70  

 17,171.53    

Yerli  

Doğrudan katkılar 1,311  

Satılan erzak vs 6,211.20  

El konulanlardan 1833.01  

Çeşitli gelirler 2,843.41  

 12,198.76   41,342.43    

64 

GİDER  

Halkın erzağına 20,821.59  Asker erzağı ve maaşı 5,703.61  Şehit ailelerine 392.79  Eğitime katkı 2,026.31  Halkın taşınması 1,099.06  Fransızlara, Kiliseye, Kızıl Haç’a hediye 15.43   30,068.79  

Erzak nakliyesi 5,871.44  Yakacak, fakirlere vs 1,869.83  Zahire 1,671.92  El konulan ve kayıplar 482.69    

 9,715.88    

Büro çalışanları, Antep, Halep kervanı,  

Seyahat ve diğer harcamalar 1,414.61  Milli sandık hazırlığına 153.38   1,567.99    

 Toplam 41,342.66    

65 

KURULLARIN YAPISI 

1.- Belediye: Hagop Bezciyan, Misak Leylekyan, Movses Hekimyan, Melkon  Kabakyan, Drtan Yegavyan. 

2.- Mahkeme: Hagop Karamanugyan, Movses Arslanyan, Yeğiazar Benliyan. 3.- Yakıt: Hovhannes Haşhaşyan, Manuel Tobbaşyan, Ardeş Tahtacıyan. 4.- Anti alkolizm: Nerses Gedikyan başkan. 

5.- Güvenlik (Polis) teşkilatı: Nerses İşkhanyan 1 Nisandan 15 Mayısa kadar,  sonra Yusuf Demirciyan ve Harutun Mumcuyan. 

6.- Erzak satın alma ve depolama kurulu: Krikor Sarkisyan, Hovsep Arakelyan,  Hagop Karamanugyan, Harutun Kharadcıyan, Minas Kendirciyan, Ardaşes  Tahtacıyan, Hovhannes Saatçıyan, Harutun Yemeniciyan, Garabed Kalusdyan. 

7.- Terk edilmiş mallar: Toros Cebeciyan, Rupen Topcuyan, Hovhannes  Antreasyan, Hagop Şınoriyan, Avedis Demirciyan, Nerses Çakıcıyan, Garabed  Tütüncüyan. 

8.- Çalışma (İnşaa) : Garuc Mercenyan, Melkon Kabakyan, Apraham  Serayderyan, Nuri Kharadcıyan. 

9.- İtfaiye : Hagop Poladyan, Flib Şişmanyan, Garabed Vahramyan. 

10.- Halk sağlığı : Soğomon Nigoğosyan, Manuel Kendirciyan, Movses  Hekimyan, Nazar Arslanyan. 

11.- Erzak kurulu daha önce belirtilmişti.

66 

MİLLİ DERNEĞİN OLUŞUMU 

10 Ocak 1920 -9 Haziran 1920 

Başkan: Dr. Keork Arslanyan 

Hagop Muradyan, Krikor Cebeciyan, Khoren Varjabedyan. 

Sayman: Hagop Der Melkonyan 

Hagop Mürekyan 

Sekreter: Nazaret Fısdıkcıyan 

Dikran Der Bedrosyan 

Soğomon Arevyan 

Yetromon Aginyan Antepli değil. 

9 Haziran – 25 Aralık 

Başkan : Dr. Hovsep Bezciyan ve ondan sonra seçilen Hagop Hammalyan,  Apraham Seraydaryan. 

Sekreter : Hagop Der Melkonyan 

Sayman : Nazaret Fısdıkcıyan 

Hagop Mürekyan, Krikor Cebeciyan 

26 Aralık 1920 den 1921 sonuna kadar 

Başkan : Hovsep Bezciyan 

Sekreter : Nazaret Fısdıkcıyan 

Kalemkeryan, Mürekyan, G. Karşayan, K. Sakisyan, L. Levonyan, Dikran  Mersobyan, Movses Aslanyan. 

Askeri Merkezi kurulun oluşumu : 

Komutan : Adur Levonyan ve Avedis Kalemkeryan. 

Askeri Merkezi Kurulun ilk oluşumu: Avedis, Adur, Mıgırdıç Araradyan,Rupen  Yağsızyan ve Suren Cemilyan. Sonra, Aralıktan sonra Araradyan Halep’e gitti ve yerine  Hovhannes Merdkhanyan geldi.  

Askeri Merkezi Kurul’da Kasım başından itibaren şu kişiler görevleri yerine  getirdi: 

Avedis Kalemkeryan, erzak ve bu görevde gerekli malzemelerin temini için  Halep’e gitti, Adur Levonyan askerin başına geçti, Merdkhanyan sekreter, Yağsızyan  askerin erzak işini üstlendi, Cemilyan askeri polis teşkilatının başına geçti. Tatul,  Krikor Bağdasaryan ve Vartan Garabedyan askeri merkezin sekreterliğini ve kayıt  işlerini yaptılar. Merkezde ayrıca Gürünlü Karekin Tahmazyan da çalıştı.

67 

PAROLA : 

Çarpışmaların başından sonuna kadar görevler devamlı kesin bir disiplin ve  kusursuz bir şekilde yerine getirildi. Bir çok bölgede ve bekçilerde günden güne  komutanlık o günün parolasını bildirirdi. 

1 Nisan, çarpışmanın birinci gününün parolası “intikam”dı, ve bundan sonra  sırasıyla şimşek, yıldırım, Samson, ay, savaşcı, güneş, Van, ışık, adam, ordu, deli, Raffi,  çok (Garin), Aram, Zeytun, Sasun, Kafkas, Urfa, hayat, çarpışma, bayrak.  

1 Mayısta başlangıç Ermenistan, Antranig, ekmek, Serop, Murad, Erivan, su,  Ararad, Kars, Masis, Kilikya, asker, Vahakn, fani, hayrenik, tüfek, mosin, merkez, aror,  gül… 

SONUÇ 

Antep’te bugün Ermeni yok, bir zamanlar Ermeni nüfusunun bulunduğu  Kilikya’da, Anadolu’da Türkiye var. Türkün yıllardır yıkıcı içgüsüyle, Ermenilerin  inşaa ettiği herşeyi yıkarak harabeye dönüştürerek onların izini silmeye çalıştılar. 

Fakat Antep’in Öz Savunma Savaşını okuduğunda, düşmanın bu sonuca  ulaşamayacağını, bu sonuca ulaşmaması için ne zaman ki biz şayet: 1) Ermeniler hep birlikte ve her yerde bağımsızlık savaşı bayrağı altında ittifak  halinde birleşirse, bağısızlık bayrağının yükseldiği kahraman şehirler Van, Şabin  Karahisar, Urfa, Bakü ve Antep gibi. 

2) Eğer Avrupalı büyük devletlerin diplomatik, masa başında düzenbazca  oyunlarına ve hukuki haklarına bütün Ermeniler karşı çıkarsa. 

Antep savaşı nasıl bir kez daha gerçek anlamını kazanır.  

1.- Geri dönen sürgünler yıkılmış ocaklarını kendi elleriyle yeniden yapmak  isteyen Ermeni tekrar Türkün keskin kılıncına kurban edilecekti, eğer dik durmayı ve  kendisini silahla savunmayı, savaşmayı bilmeseydi. Bugün savaş nedeniyle kendi ocak larından uzak bu Ermenileri tekrar ziyaret edersek. 

2.- Ermeniler sürgünü kan ve göz yaşı içinde, sürgünü, kıtlık ve yokluk içinde geçirdiler, geri döndüklerinde zaten güçlü bir ruh göçünün ızdırabı içindeydiler ve onlar  yangın yerinde rahat bir yaşamı yeniden yaratmak için tüfek ateşine direndiler. 

3.- Ermeninin sahip olduğu, yüz yıllardır tekrarlanan nifak şöhretine karşın,  örgütlü ve genel irade ruhundaki muhteşem kapasite ortaya çıkarsa. 4.- Ermeni askeri cesur ve dayanıklıdır, Ermeni ordusu sorumlu, aydın, özverili  ve uyanıktır, Ermeni kadını esirgeyici, sırdaş, gayretli ve yoksulluklar karşısında  uysaldır. 

5.- Ermeni önderi unsurların birleşmesinden kuvvet doğacağını bilir, dayanıklı,  örgütlenmede öncüdür, korumada kurallı, düzenli, affedici ve gayretlidir. 6.- Ermeni aklı beceriklidir, o yoktan silah, erzak ve bomba yaratır ve yapar.  Düşmanının veya dostunun kışkırtmalarını anlar ve kaçınılmaz durumlardan çıkış yolu  araştırır, ümitsizliğe kapılmaz.

68 

7.- Ermenin mayası devletle iyi geçinmek üzerine yaratılmış ve üstün yeteneğe  sahiptir, 6-7 yüzyıldan bu yana dürüst olmasına rağmen egemenliğini kaybetmiş ve  liderlik vasıflarından mahrum olmuştur. 

8.- Milli tehdit veya felaket anında belirleyici ve yönlendiricidir; kaderinde var  olan sadece bu meziyetlerle ilerici – devrimci ruh ile pişmiştir. Ermeni devrimci partileri  özellikle Taşnaksutyun’nun girişimi ve arzusu olmasaydı ne Baku, ne Van, ne Urfa, ne  ne Şabin Karahisar, ne de Antep Ermeni tarihinin altın sayfalarında var olmayacaktı. 

Haydi! Kutsal Ermeni kanının özellikle de kutsal savaşcı Ermenilerinin kanın  boşaldığı denize, o her yerdedir. 

Bu kan ki sürekli olarak Ermenilere şifa olacaktır!  

10 / 09 / 2013 ANTEP 

MURAD UÇANER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir